Papa 14. Leo’nun seçildikten sonra yaptığı ilk resmî ziyaretin Türkiye olması, Vatikan’ın diplomatik hafızası düşünüldüğünde, rastlantı olarak yorumlanacak bir gelişme değil. Ziyaret “Hıristiyan tarihine yolculuk” ambalajıyla sunulsa da, paket kağıdını kaldırdığınızda bambaşka mesajlar çıkıyor.
Papa ve Fener Rum Patriği Bartholomeos’un İznik’te birlikte ayin düzenlemesi de bunlardan biri. Üstelik bu ayin, Hıristiyanlığın Katolik ve Ortodoks olarak ayrılmasına yol açan 1. İznik Konsili’nin 1700. yıldönümünde… Sanki “Bin yedi yüz yıl sonra yeniden buluşuyoruz” görüntüsü verilmeye çalışılıyor. Fakat ortada önemli bir gerçek var: Papa, bütün Katoliklerin ruhani lideri. Bartholomeos ise sayıları 350 milyonu bulan dünya Ortodokslarının lideri değil. Hatta teknik olarak patrik bile değil; Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre “İstanbul Başpiskoposu.”
Dünya Ortodokslarının ruhani lideri aranıyorsa, önce Rusya’ya bakılmalı. Sonra sırada Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan, Kudüs, Antakya patrikleri var. Hepsi bu denklemden çıkarılıp, yalnızca Bartholomeos’un merkeze oturtulması, doğal olarak Rusya başta olmak üzere birçok Ortodoks ülkeyi rahatsız edecek nitelikte.
Bir başka mesele de Bartholomeos’a “ekümenik” muamelesi yapılması. Kendisi “Ekümeniklik bizimle ilgilidir, kimseye de hangi unvanı kullanacağımızı soracak değiliz” diyebilir ama Türkiye açısından durum nettir: Lozan’ın ilgili maddeleri, Patrikhanenin yalnızca Türkiye’deki Rum Ortodoks azınlığın dini ihtiyaçlarıyla ilgileneceğini hükme bağlar. Evrensel bir sıfat taşıması mümkün değildir, zira temsil ettiği cemaat nüfusu bile on binlerle sınırlıdır.
*****
Madem yeri geldi, Bartholomeos’tan bahsedelim biraz…
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır; bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda büyümüştür. Ancak göreve geldiği 1991’den bu yana, Türkiye’den çok Yunan diplomasisinin gönüllü temsilcisi gibi davranmaktadır. 1994’te Ege’de yaşanan kriz sırasında Yunanistan tarafından “Ege” isimli bir gemiye bindirilip ada ada gezdirilmesi, her uğradığı yerde devlet başkanı protokolüyle karşılanması da bunun en açık örneklerinden biridir. 1995’te Yunanistan’daki bir sempozyumda 21 pare top atışıyla karşılanması, şeref kıtası denetlemesi ve Yunan milli marşının çalınması da cabası.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır ama gittiği her ülkede Türkiye’yi şikayet eder. Efendim Türkiye’de dini özgürlükler kısıtlıymış, Heybeliada Ruhban Okulu niye açılmıyormuş, Türkiye’deki Hıristiyan sayısı artırılmalıymış, kendisini ekümenik unvanı verilmeliymiş… Bütün bu şımarık çocuk mızmızlanmalarının ABD ve Avrupa ülkelerinin saçını okşamasından kaynaklandığını gözden kaçırmamak gerekir.
Nitekim, Hillary Clinton, Barack Obama, şimdi de Donald Trump, “açıverin şu Ruhban Okulu’nu” diye sıkıştırıyor Türkiye’yi. (Bu noktada, Ruhban Okulu’nun neden kapatıldığını hatırlayalım: Türk milli eğitim sistemine bağlı olmayı reddettiği için. Açılmasını değil, Türk eğitim sistemine bağlı olmadan açılmasını istiyorlar.)
Avrupa Parlamentosu da, 1996’da aldığı kararla, İstanbul yerine Konstantinapolis kullanarak, Patrikhaneyi Ekümenik ilan etmişti.
Bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Türkiye yasaları açısından Fener Rum Patrikhanesi’nin görevi, Rum Ortodoks azınlığın dini hizmetlerini yürütmekle sınırlıdır. Buna rağmen zaman zaman bu sınırı aşan sembolik adımların siyasi etkiler doğurduğu da bir gerçektir. Papa’nın ziyareti ve İznik’teki ayin de bu türden adımlardan biri olarak kayda geçmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: