Antalya, kentin ekolojik yıkımını sadece seyretmeme kararı aldı ve bir birlik oluşturdu: İklim Adaleti Forumu…
“Adalet” ve “iklim kavramlarını yanyana görmek şaşırtmasın; çünkü iklim krizi, sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda güçlü bir adalet sorunudur. Forumun kuruluş bildirgesinde de bu net biçimde açıklanmış: “İklim krizi; yalnızca çevresel bir sorunu değil, emek rejimlerini dönüştüren, kent yaşamını baskı altına alan, tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit eden çok boyutlu bir adalet sorununu ifade etmektedir. İklim krizi toplumun tüm kesimlerini eşit biçimde etkilememekte; yoksullar, emekçiler, kadınlar, çocuklar, göçmenler ve kırılgan gruplar bu yıkımın bedelini çok daha ağır ödemektedir.”
*****
Forum, kuruluşunun ardından yaklaşık bir ay sonra ilk buluşmasını gerçekleştirdi. Antalya Barosu’nun çağrısıyla toplanan masanın etrafında yalnızca çevreciler yoktu; sivil toplum kuruluşları, sendikalar, meslek odaları, siyasi partiler ve farklı kesimlerden yurttaşlar vardı. Yani aslında Antalya’nın küçük bir fotoğrafı…
Toplantıda özellikle vurgulanan, iklim adaleti konusunun devletlerin ya da bürokrasinin tekeline bırakılamayacağı; emeğin, doğanın ve kentlerin söz sahibi olacağı özerk bir kamusal alan yaratılması gerektiğiydi. İklim Adaleti Forumu’nu ortaya çıkaran, işte bu zorunluluk olmuştu; harekete geçiren ise Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı. Forum; bu konferans sürecine halkın katılımını, yerel dinamiklerin ulusal ve küresel gündeme taşınmasını hedefliyor.
Hepimiz biliyoruz, lüks otellerde toplanan farklı ülkelerden yüzlerce yetkili, hepimizi ilgilendiren kararları hiç birimize sormadan alıyor. Forum, işte bu konuya özel bir vurgu yapıyor: “Kentimizi ve gezegenimizi ilgilendiren kararları, kapalı kapılar ardında birkaç kişi değil, halkın kendisi almalıdır.”
*****
Forumda bir araya gelen farklı dünya görüşlerinden görüşlerden insanlar şu basit gerçeği kabul etti: İklim adaletsizliği, kimsenin tek başına çözeceği bir mesele değil. Devletin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, meslek odalarının, sivil toplumun ve bireylerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Yani herkesin biraz sorumluluk alması gerekiyor. Bunun adı aslında çok basit: Elini taşın altına koymak.
İklim krizi kapımızı çalmıyor artık. Çoktan içeri girdi. Kuraklıkta, yangınlarda, sel felaketlerinde bunu her yıl biraz daha açık görüyoruz.
Ama hâlâ bir şansımız var.
Eğer bu sorunu yalnızca bir çevre başlığı olarak değil, bir adalet meselesi olarak görürsek…
Eğer doğanın hakkını, insanların hakkını ve gelecek kuşakların hakkını birlikte düşünürsek…
Belki o zaman hem Antalya’nın hem de bu gezegenin geleceğini gerçekten koruyabiliriz.
Yorumlar
Kalan Karakter: