Dünya yeniden sert bir kırılma hattına doğru sürüklenirken, Türkiye her zamanki gibi zor bir coğrafyanın tam ortasında duruyor. Bir yanda Batı ittifakıyla kurduğu tarihsel ve stratejik ilişkiler, diğer yanda İslam dünyasıyla sahip olduğu kültürel ve siyasal bağlar… Türkiye, sadece bir ülke değil; aynı zamanda bir denge noktası, bir geçiş alanı, bir köprü.
Ama köprü olmak, her zaman avantaj değildir. Bazen en büyük risk de tam burada ortaya çıkar. Çünkü kriz anlarında herkes kendi safını netleştirirken, köprü olan ülke her iki tarafın da baskısını hisseder. İşte tam da böyle bir dönemde, yaşanmakta olan ABD–İsrail ile İran savaşı, sadece bölgesel bir çatışma olarak değil, Türkiye açısından da çok boyutlu düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.
Bu tabloya dair dikkat çekici bir değerlendirme, tarihçi Yusuf Halaçoğlu’ndan geldi. Halaçoğlu’nun yaptığı tespitler, sadece bugünü değil, aslında uzun zamandır biriken kırılmaları ve zaafları da ortaya koyması açısından önemli. Bu yüzden, bu değerlendirmeleri dikkatle okumak ve üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekiyor.
*****
Halaçoğlu diyor ki, “ABD-İsrail ile İran savaşı gösterdi ki;
İslam devletleri birleşemez. Ümmet adı altındaki Ortadoğu devletlerine güvenilemez.
Müslümanız diyenlerin gerçek Müslüman olmadıkları ve siyonizm savunucusu oldukları;
Ortaçağ’dan kalma mezhepler arası düşmanlığın devam ettiği ve Müslümanların akıllanmadığı; Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba inanan Şiileri, milyonlarca Müslümanı katleden, soykırım yapan siyonistlerden ve Epstein canavarlarından daha kötü gören sözde dindarlar bulunduğu görülüyor.
Türkiye’nin bir savaşa girmesi halinde, bazı dindar geçinenler başta olmak üzere, bazı kesimlere güvenilemeyeceği; içimizdeki ayrılıkçı terör gruplarının, ister ismine terörsüz Türkiye de deseniz, siz ne yaparsanız yapın, fırsat doğduğunda düşman tarafında yer alacağı açıktır.
Kendi kendine yeten savunma sanayiiniz olmazsa, kimse size çıkarı olmadan destek vermez.
Ancak liyakatlı insanların yönetiminde düşmana karşı başarı kazanılabilir.
Birlik ve beraberlik için milli değerlerin gençlere öğretilmesi şarttır.”
*****
Bu tespitlere katılmak ya da katılmamak ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ancak şu gerçek değişmiyor: Türkiye, tarihinin en hassas jeopolitik eşiklerinden birinde duruyor. Böyle bir dönemde, duygularla değil akılla, reflekslerle değil stratejiyle hareket etmek; iç dayanışmayı güçlendirmek ve gerçekçi bir bakış açısını hakim kılmak her zamankinden daha hayati.
Çünkü köprüde durmak, dengede durmayı gerektirir. Ve denge, ancak sağlam bir zeminle mümkündür.
Yorumlar
Kalan Karakter: