Epstein dosyasını bilmeyen kalmadı sanırım…
Yeryüzündeki en zengin ve en güçlü insanlarla ilişkisi olan, bu ilişkiler ağı içinde çocukların cinsel obje olarak kullanıldığı mekanlar kuran Jeffrey Epstein’den söz ediyorum. Çocukların yetişkin erkeklere “ikram edildiği” bir adası bile vardı. “Lolita Express” olarak bilinen uçakla çok sayıda ünlü ve güç sahibi isim bu adaya taşındı.
“Zengin ve ünlü” dediğim kişiler, aslında dünyayı yöneten insanlar: ABD başkanları, Avrupa’daki bazı kraliyet aileleri, Körfez monarşileri, iş dünyasının en tepesindeki isimler, sanat dünyasından figürler ve akademi çevrelerinden tanınmış kişiler…
Bu isimlerin bir kısmı çocuklara yönelik cinsel suçlarla suçlandı; bir kısmının ise Epstein’le ilişkilerinin kapsamı ancak gerçek, bağımsız ve kapsamlı bir soruşturmayla ortaya çıkarılabilir. Ancak dünyanın en güçlü aktörleri el ele verip “elit” bir ağ kurmuşsa, bunu soruşturabilecek kişi ve kurum bulmak son derece zor.
*****
Bu konuyu elbette takip edeceğiz. Ancak daha yakından izlememiz, soruşturmamız ve soruşturulması için baskı yapmamız gereken asıl mesele, ülkemizdeki çocukların durumudur.
İddialar yabana atılır gibi değil: Deprem sonrası kaybolan çocuklar, Adana İncirlik Üssü’nden uçaklara bindirilip ABD’ye götürüldüğü öne sürülen bebekler… Epstein belgelerinde, Türkiye’den kız çocuklarının yerli işbirlikçilerin yardımıyla kaçırıldığına ve buna karşılık işbirlikçilere ödenen paralara dair iddialar da yer alıyor.
Bu iddiaların doğru olabileceğini düşündüren en az bir somut örnek var. Hatırlayalım: Sarah Ferguson, 2012 yılında Türkiye’ye gelmiş, sahte kimlikle Ankara’daki bir çocuk yuvasına girmiş ve çocukların videolarını çekmişti. Hakkında açılan dava sonuçsuz kalmıştı. Sarah Ferguson kim? Epstein’le ilişkisi açık olan ve çocuklarla cinsel ilişki suçlamaları nedeniyle tüm unvanları elinden alınan İngiltere Prensi Andrew’nun eski eşi.
*****
Diyeceksiniz ki, bizim çocuklarımıza sahip çıkmak devletin görevi ve o bu görevini yerine getiriyordur herhalde (!) Evet, çocuklarımıza sahip çıkmanın devletin görevi olduğunu anayasamız da belirtiyor: “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.”
Bir de adı çok iddialı bir Çocuk Koruma Kanunumuz var. Bu kanunun amacı “korunma ihtiyacı olan çocuğun korunması için gerekli düzenlemeleri yapmak” olarak belirtilir. Korunma ihtiyacı olan çocuk ise, “bedensel, Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuk” olarak tanımlanır.
*****
Yasalar mükemmel, peki ya uygulama?
Çarpıcı bir örnek: Radikal dinci Ensar Vakfı’nda 45 çocuk cinsel istismara uğradı. Dönemin AKP iktidarı, Ensar Vakfı’nı savundu ve soruşturma açılmasını engelledi. Sonra da sıraya girip olayın baş sorumlusu Aile Bakanı’nı kutladılar!
Bir örnek de Hatay depremi sonrasından: Deprem sonrası kaybolan çocuklara ne olduğunun araştırılması konusu, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bunun iki anlamı olabilir; ya “biz zaten çocuklara ne olduğunu biliyoruz ama araştırılmasını istemiyoruz” ya da “çocuklara ne olduğu bizim umurumuzda değil.” Her iki açıklama da, çocuklarımızı öncelikle, çocuklarımızı korumakla görevli devletten korumamız gerektiğini ortaya koyuyor.
Bütün bunlardan benim çıkarabildiğim en anlamlı sonuç bu: Sadece kendi çocuklarımıza değil, toplumdaki bütün çocuklara sahip çıkmalıyız. Onları, kendi öz babalarının 3 yaşındayken yaşattığı cinsel istismardan, dini kurumlarda yaşanan çocuk tecavüz vakalarından, sokaklarda bıçaklarla gezen ve asla cezalandırılmayan katillerden, köşe başlarında uyuşturucu satanlardan ve önemlisi bütün bunlara göz yuman, hatta kimi zaman destekleyen korumak, bizim görevimiz! Çünkü bizden başka kimse yok, onun için hep birlikte, her çocuk acı çektiğinde hep birlikte ayağa kalkmalıyız.
Yorumlar
Kalan Karakter: