Cehennemi uzakta aramaya gerek yok, haritaya bakmak yeterli. Gazze’de yıkılan evlerin tozu daha havadayken, İran semalarında sirenler çalarken, Karayipler’de küçük bir ada sessizce boğuluyor. Küba… Kurşun sesleri yok belki ama başka bir kuşatma var: Yavaş, sistemli ve görünmez bir kuşatma.
Yaptırım deniyor adına… Ambargo deniyor, diplomatik baskı deniyor. Oysa kelimeler yumuşak; sonuçları sert.
Altmış yılı aşkın süredir süren ekonomik abluka, bugün artık bir siyasi çekişmenin ötesinde. Bu, bir halkın sabrını, direncini ve günlük yaşamını hedef alan bir kuşatma. Hastanelerin ışığını, eczanelerin rafını, otobüslerin yakıtını, sofraların ekmeğini etkileyen bir kuşatma.
*****
Küba’nın tercihi başından beri nettir: Sağlık kamusal olacak, eğitim kamusal olacak, temel hizmetler piyasanın değil halkın güvencesinde olacak. Dünyanın en yoksul bölgelerine doktor gönderen, afetlerde ilk ulaşan ekiplerden biri olan bir ülke… Şimdi kendi hastanelerinde ilaç bulmakta zorlanıyor.
Bu bir tesadüf değil, bu bir mesajdır. “Bağımsız bir yol seçerseniz bedel ödersiniz” mesajı.
Petrol akışı kesiliyor. Finans kanalları daraltılıyor. Ticaret yolları kilitleniyor. Sonra dönüp “ekonomik kriz” deniyor. Oysa krizin adı konulmalı: Bu, sistemli bir ekonomik boğma politikasıdır.
*****
Ama bütün bu büyük lafların arasında asıl mesele şudur: Küba’da sıradan insanlar yaşıyor. Sabah işe gidenler, çocuğunu okula gönderenler, hastane koridorlarında sıra bekleyenler… Onlar ne diplomatik masaların tarafı ne de küresel güç oyunlarının aktörü, fakat bedeli onlar ödüyor.
Elektrik kesildiğinde karanlık yalnızca bir şehri değil, bir geleceği de kaplıyor. İlaca ulaşılamadığında istatistik değil, bir insan nefessiz kalıyor. Gıda zor bulunduğunda ideolojiler değil, mideler boş kalıyor.
Ambargo bir silah değildir belki. Ama etkisi silahtan daha yavaş ve daha sarsıcıdır. Çünkü görünmezdir. Çünkü manşetlere nadiren çıkar. Çünkü acıyı zamana yayar.
Küba bugün yalnızca kendi varoluşunu değil, bir fikri savunuyor: Sağlığın, eğitimin ve onurun piyasa değerine indirgenemeyeceği fikrini. Ve tam da bu yüzden hedef alınıyor.
Dayanışma burada başlıyor. Bir ülkenin tüm tercihlerini tartışmadan önce, bir halkın yaşam hakkını savunmakla başlıyor. Çünkü mesele yalnızca Küba değil. Mesele, bir halkın diz çöktürülerek terbiye edilip edilemeyeceği.
Sessizlik tarafsızlık değildir; sessizlik çoğu zaman güçlüden yana konumlanmaktır. Bugün Küba’nın yanında durmak, yalnızca bir ada ülkesine destek olmak değildir. Bu, insan onurunun yaptırım konusu yapılamayacağını söylemektir. Bu, ekonomik kuşatmanın insani bir bedeli olduğunu hatırlatmaktır.
Küba’da yanan ateş görünmez olabilir; ama insanlık o gölgede sınanıyor. Ve belki de bugün sorulması gereken tek soru şudur: Bir halk boğulurken biz nerede duracağız?
Yorumlar
Kalan Karakter: