Donald Trump üzerine konuşurken artık kimse sadece “sert bir siyaset dili”nden söz etmiyor. Mesele çoktan başka bir yere geçti. Mesele, gerçeğin nasıl kullanıldığı ve daha önemlisi, nasıl aşındırıldığı…
Washington Post’un yıllara yayılan verileri, Trump’ın başkanlığı boyunca on binlerce yanlış ya da yanıltıcı iddiada bulunduğunu ortaya koyuyor. Hesaplamalara göre, günde ortalama 20 yalan söylüyormuş. “İranlılar beni dini lider yapmak istediler ama ben kabul etmedim” diyecek kadar absürt noktalara varan bu yalanlar, siyasetin doğasında bulunan abartıdan çok farklı. Çünkü burada tek tek ifadelerden değil, sistematik bir yaklaşımdan söz ediyoruz. Gerçeğin gerektiğinde esnetildiği, gerektiğinde tamamen tersinin bile aynı rahatlıkla dile getirilebildiği bir yöntemden…
Bu yöntem, ABD iç politikasında bile ciddi bir sorunken, dış politikadaki sonuçları bambaşka bir ağırlık taşıyor. Çünkü dış politikada söylenen her söz, sadece bir retorik değil; sonuç doğuran bir eylemdir. Bu yalanlarla ülkeler yerle bir ediliyor, çocuklar dahil siviller katlediliyor, sayısız savaş suçu işleniyor. Ve bütün bunlar, çoğu zaman birkaç cümleyle başlayan bir sürecin sonunda gerçekleşiyor.
*****
Kurumsal denge zayıfladığında, kararlar kişiselleştiğinde ve politika dar bir çevrenin etkisine girdiğinde, ortaya çıkan şey kaçınılmaz olarak öngörülemezlik oluyor. Trump’ın açıklamalarında sıkça gördüğümüz ani yön değişimleri, bir gün sert tehditler savurup ertesi gün pazarlık kapısı aralayan dil, tam da bu öngörülemezliğin dışa vurumu. Bu dil, yalnızca bir iletişim tarzı değil; aynı zamanda bir yönetim biçimi.
Bugün artık mesele yalnızca hangi kararın alındığı değil, bu kararların hangi zihniyetle alındığıdır. Çünkü gerçeğe gevşek bağlı bir siyaset dili, sadece yanlış kararlar üretmez; aynı zamanda yanlış kararları meşrulaştıran bir zemin de yaratır. Gerçeğin bulanıklaştığı yerde, sorumluluk da bulanıklaşır. Hesap verme kültürü zayıflar, güç ise daha az sorgulanır hale gelir.
*****
Uluslararası ilişkiler çevrelerinde giderek daha fazla dile getirilen bir kaygı var: Bu tür bir liderlik tarzı, özellikle Orta Doğu gibi kırılgan bölgelerde, gerilimi kontrol etmek yerine zincirleme biçimde büyütebilir. Küçük bir çatışma, hızla bölgesel bir yangına dönüşebilir; bölgesel yangın ise büyük güçlerin dahil olduğu bir krize evrilebilir. Enerji hatları, ticaret yolları, ittifak ilişkileri… Hepsi bu tür bir tırmanmada birbirine bağlanır.Bu artık bir senaryo değil, bugün tüm dünyanın yaşamak zorunda bırakıldığı bir gerçek.
Trump meselesi bu yüzden sadece Amerika’nın iç meselesi değil. Bu, bir liderin sözlerinin nasıl küresel sonuçlar doğurabileceğinin en somut örneklerinden biri.
Ve belki de asıl sorun şu: Dünya, doğruluğundan emin olamadığı bir liderin cümlelerinin gölgesinde barışa giden yolu bulmaya çalışıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: