Dünyanın gözü önünde bir bölgeyi sürekli ateşe veren, barış ihtimalini her gördüğünde üstüne bir kova benzin döken, savaşın siyasetini neredeyse kariyer planına dönüştürmüş bir liderden söz ediyoruz. Bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu sadece politika mı, yoksa biraz da kişisel bir hikaye mi?
Biraz geriye gidelim…
Benjamin Netanyahu’nun hayatındaki en büyük kırılma noktalarından birisi, 27 Haziran 1976’da gerçekleşen Entebbe Operasyonu idi… Filistinli militanlar, Tel Aviv’e giden bir Fransız uçağını kaçırıp, Uganda’daki Entebbe Havaalanı’na indirdiler. İsrail hükümeti, müzakere etmek yerine gizli bir kurtarma operasyonu hazırladı.
90 dakikalık operasyonda, korsanlar öldürüldü, rehinelerin büyük kısmı kurtarıldı. Operasyonda sadece bir İsrailli asker hayatını kaybetti: Yonatan Netanyahu. Operasyonu yöneten komandoydu ve Benjamin Netanyahu’nun abisiydi.
Yonatan, İsrail’de neredeyse mitolojik bir kahraman olarak anlatılır. Ailenin hikâyesi o günden sonra kahramanlık, fedakarlık ve “asla geri adım atmamak” üzerine kurulmuş bir anlatıya dönüşür.
Şimdi düşünün: Bir ailede kahraman olarak ölen bir abi var. Ülke onu efsaneleştiriyor. Sokaklara adı veriliyor, kitaplar yazılıyor. Küçük kardeş de o hikâyenin içinde büyüyor…
Belki de Netenyahu’nun zihninde siyaset, biraz da o efsanenin devamı.
Yani diplomasi değil, destan.
Müzakere değil, operasyon.
Barış masası değil, tarih kitaplarında yer alacak “kararlı lider” fotoğrafı.
*****
Tabii mesele sadece aile hikâyesi değil. Bir de ideolojik dünya var. Netanyahu’nun büyüdüğü siyasi çevre, güvenlik paranoyasının neredeyse milli karaktere dönüştüğü bir atmosfer. Bu atmosferde dünya çoğu zaman ikiye ayrılır: İsrail’e karşı olanlar ve henüz karşı olduğunu fark etmemiş olanlar.
Böyle bir zihinsel haritada uzlaşma pek romantik bir fikir gibi görünmez. Hatta bazen tehlikeli bile sayılabilir. Çünkü uzlaşma, hikayenin kahramanını sıradan bir politikacıya dönüştürür. Kahramanlar ise genelde barış dönemlerinde değil, kriz zamanlarında parlar.
Netanyahu’nun siyaset kariyerine baktığınızda bu ilginç bir tesadüf oluşturur: Kriz varsa Netanyahu güçlüdür. Kriz yoksa… bir şekilde kriz bulunur.
*****
Bir de din ve tarih meselesi var…
Ortadoğu’da siyaset yapan herkes gibi Netanyahu da tarihi yalnızca geçmiş olarak değil, siyasi bir araç olarak kullanmayı iyi bilir. Binlerce yıllık hikayeler, bugünün politikalarını haklı göstermek için yeniden anlatılır. Haritalar sadece coğrafya değil, kader gibi sunulur. Böyle olunca siyaset biraz teolojiye benzemeye başlar. Ve teolojik tartışmaların kötü bir özelliği vardır: Uzlaşmayı pek sevmezler.
Tabii işin bir de daha dünyevi tarafı var…
Siyasette uzun süre kalmanın basit bir kuralı vardır: İnsanlar korkarken liderler daha güçlü görünür. Korku, sandıkta çok etkili bir duygudur. Özellikle güvenlik korkusu. Bu yüzden bazı liderler güvenliği sağlamakla yetinmez; güvenlik tehdidini sürekli canlı tutar.
*****
Bazı liderler tarihin akışına eşlik eder. Bazıları ise tarihi krizlerle hızlandırmaya çalışır. Netanyahu ikinci kategoriye daha yakın duruyor.
Fakat böyle hikâyelerde dekor çoğu zaman şehirlerden kurulur.
Bedelini ise her zaman insanlar öder.
Yorumlar
Kalan Karakter: