Bazen bir savaşın gerçek bilançosu, cephede değil, kameranın arkasında yazılır. Çünkü savaşın ilk öldürdüğü, çoğu zaman insan değil, gerçektir. Gazeteciler de tam bu yüzden hedef haline gelir: gerçeği aktarabildikleri için…
Geçtiğimiz günlerde Güney Lübnan’da öldürülen gazeteci Fatima Ftouni, bu gerçeğin son örneği oldu. Bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Aynı saldırıda başka gazeteciler de vardı. Bu tekil bir olay değil; daha büyük bir tablonun küçük, ama çarpıcı bir parçası.
Bugün elimizde artık tartışması zor bir veri var. Committee to Protect Journalists (CPJ) kayıtlarına göre İsrail’in Gazze’yi yeryüzünden silme savaşında 250’den fazla gazeteci ve medya mensubu öldürüldü. Modern kayıtlar içinde, herhangi bir ordunun bu kadar kısa sürede bu kadar çok gazetecinin ölümünden sorumlu tutulduğu başka bir örnek yok. Vietnam Savaşı’nda yaklaşık 70 civarında gazeteci hayatını kaybetti. II. Dünya Savaşı’nda bu sayı 60’lar seviyesinde. Kore Savaşı’nda ise 20’nin altındaydı. Yani tarihin en büyük savaşları bile, bugünkü Gazze’deki gazeteci kayıplarının gerisinde kalıyor.
Gazze’ye uluslararası basının girişinin büyük ölçüde engellenmesi, içeride çalışan yerel gazetecileri tek tanık haline getirdi. Ve tam da bu yüzden en çok Filistinli gazeteciler öldürüldü. Yani sahada olanı yazabilecek insanlar sistematik olarak ortadan kalktı.
*****
Burada asıl mesele sadece sayı değil. Bir gazetecinin ölümünün anlamı, bir askerin ölümünden farklıdır. Çünkü gazeteci, sadece bir insan değildir. Bir hafızadır. Bir kayıt cihazıdır. Bir delildir. Onun ölümüyle birlikte yalnızca bir hayat değil, aynı zamanda bir tanıklık olanağı da ortadan kalkar. Geriye kalan ise, çoğu zaman tek taraflı anlatılar, doğrulanamayan iddialar ve bulanıklaşmış bir gerçekliktir.
Tarih bize bunu defalarca gösterdi. Savaşların en karanlık sayfaları, çoğu zaman ya hiç yazılamadı ya da çok sonra, parçalı ve eksik bilgilerle ortaya çıktı. Çünkü o an orada olması gerekenler susturulmuştu. Gazze’de bugün olan da yarının tarih kitaplarını şekillendirecek. Ama hangi gerçeklerle?
Bir diğer mesele de şu: gazetecilerin hedef haline gelmesi, rastlantısal değil, işlevseldir. Çünkü bir savaşta uluslararası tepkiyi belirleyen en önemli unsur, görüntüdür. Görüntü yoksa, tepki de yoktur. Tepki yoksa, sınır da yoktur. Bu yüzden kameralar susturulduğunda, sadece haber akışı değil, hesap verebilirlik de kesilir.
*****
Fatima Ftouni’nin ölümü bu yüzden semboliktir. Çünkü o, yalnızca bir saldırının kurbanı değil; aynı zamanda bir gerçeğin taşıyıcısıydı. Onun susturulması, bir hikayenin eksik kalması demek. Ve bu eksik hikayeler biriktikçe, gerçek, parça parça yok ediliyor.
Bugün şu soruyu sormak zorundayız: Eğer bir savaşta en çok gazeteciler ölüyorsa, orada ne saklanıyordur?
Ve belki de daha önemlisi: Biz, artık neyi bilmediğimizi bile bilmiyor olabilir miyiz?
Çünkü savaşlarda bazen en büyük yıkım, görünen değil, kayda geçmeyendir.
Yorumlar
Kalan Karakter: