Amin Maalouf’un bu kitabını 2009 yılında okumuştum. O günlerde de dünyanın çivisinin çıktığını sanıyorduk; meğer ne kadar aceleciymişiz. Bugün yaşananlara bakınca anlıyorum ki asıl çöküş, henüz adını koymayı bile bilmediğimiz bir derinlikteymiş. Özellikle de dünyanın dört bir yanından, dilleri, inançları, tenleri farklı çocukların toplanıp; yine farklı dilleri, inançları ve tenleri olan küçük bir “elit” zümreye kurban edildiğini gördükten sonra…
*****
Maalouf, kitabının önsözünde insanlığın, tarihinde eşi benzeri görülmemiş tehlikelerle karşı karşıya olduğunu söyler. Bu tehlikelerin, alışıldık çözümlerle aşılmasının mümkün olmadığını; yeni, küresel ve yaratıcı bir akla ihtiyaç duyulduğunu hatırlatır. Aksi hâlde, uygarlığı büyük ve anlamlı kılan her şeyin sessizce yok olacağını belirtir. Ne var ki bugüne dek, insanın farklılıklarını aşabileceğine, hayal gücünü bir kurtuluş aracına dönüştürebileceğine ve bunu hayata geçirmek için birleşebileceğine dair neredeyse hiçbir umut verici işaret görmediğimizi de ekler. Belirtiler, dünyanın çivisinin çıkma sürecinde artık geri dönülmesi güç bir eşiğe gelindiğini fısıldamaktadır.
Buna rağmen Maalouf, umudu elinden bırakmaz. İnsanın aklını bir gün doğru yönde kullanacağına, uçurumun kıyısında durup geri adım atabileceğine inanır. Benim inancım ise bunun tam tersidir. Çoktan düşmüş olduğumuzu, yalnızca düşüşün sesini duymamak için kendimizi oyaladığımızı düşünüyorum.
*****
Biz, bu dünyanın virüsüyüz. Onun yarası, onun vebasıyız. Kendimiz dışındaki tüm canlıları, çoğu zaman sırf haz uğruna yok eden bir türüz. Yeryüzünde bizden başka insan türlerinin kalmamış olmasının nedeni büyük ihtimalle yine biziz. Ve ne yazık ki kendi türümüze karşı da en az doğaya olduğumuz kadar zalimiz. Savaşsız duramıyor, öldürmeden var olamıyoruz. Çocukları bombalarla, açlıkla, yoksunlukla siliyoruz hayattan; hayatta kalabilenleri ise ömür boyu sürecek travmalarla baş başa bırakıyoruz. Onları en karanlık dürtülerimizin nesnesi hâline getiriyor, işkencelerle yok ediyoruz. Bebekler bile bu zulmün dışında kalamıyor.
Bu yüzden kimse benden insanlığın bu karanlıktan sağ çıkacağına dair bir dilek beklemesin. Benim dileğim, artık kurtuluş masalları anlatmak değil. Benim dileğim, bu yıkımın daha fazla can yakmadan, daha fazla masumun üzerine çökmeden önce son bulmasıdır. Eğer bu son, bizim sonumuz olacaksa, belki de hak ettiğimiz tek sondur.
Yorumlar
Kalan Karakter: