Yeni yıl dilekleri hep aynı: Yeni yıl sağlık getirsin, mutluluk da, huzur da, barış da, gülüş de… Yeni bir yılın bunu yapacak gücü yok maalesef. Yeni bir yıl, bizim yaptığımız takvimde dünyanın güneş etrafında 365 kez dönmesinden sonra gelen gündür aslında. Yeni yıl kavramını yaratan da biz, içini dolduran da…
Eğer yeni yılın getireceği iyi dileklerle her şey daha iyi olabilseydi, bugün ne gezegenimiz ne de biz bu durumda olmazdık. Ne durumda mı? Takvim yaprakları değişiyor ama savaşlar yerinde duruyor, iklim ısınıyor, çocuklar yerinden ediliyor, nefret yeni biçimler bularak büyüyor.
Bugün dünya, yakın tarihinin en kırılgan dönemlerinden birinden geçiyor. Savaşlar yalnızca cephelerde yaşanmıyor; şehirlerin ortasında, ekranlarımızda, sofralarımızda devam ediyor. Silahlar susmuyor, sınırlar sertleşiyor, “öteki” kavramı yeniden en tehlikeli anlamına kavuşuyor. Bölgesel çatışmalar küresel bir istikrarsızlığa dönüşürken, terör yalnızca can almıyor; birlikte yaşama fikrini de hedef alıyor.
*****
Bütün bunların üzerine bir de küresel ısınma ekleniyor. Artık bu, gelecek nesiller için değil; bugün yaşayanlar için bir kriz. Kuraklık, sel, yangın… Biri bitmeden diğeri başlıyor. İklim krizi, en çok da en az sorumluluğu olanları vuruyor. Göç, artık bir tercih değil; hayatta kalma refleksi. Milyonlarca insan yerinden edilirken, dünya bu hareketliliğe empatiyle değil, korkuyla bakıyor. Irkçılık, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılık tam da bu korkudan besleniyor.
Yakın ve orta vadede bizi bekleyen tehlikeler açık: Daha fazla çatışma, daha fazla iklim felaketi, daha derin eşitsizlikler ve daha sert toplumsal kopuşlar. Eğer bugünkü alışkanlıklarımızla devam edersek, çocuklarımıza bırakacağımız miras; refah değil, enkaz olacak.
*****
Peki bu gidişat kaçınılmaz mı? Hayır. Ama yön değiştirmek için dilekler yetmez. Çoğu insan aynı cümleyle geri çekiliyor: “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” Bu cümle, belki de çağımızın en tehlikeli konfor alanı. Çünkü bu topraklarda da, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, sorunlar çoğu zaman sessizlikten güç alır. Oysa demokrasi yalnızca haklardan ibaret değildir; sorumlulukların da rejimidir. Sormadan, takip etmeden, katılmadan; yalnızca izleyerek daha iyi bir gelecek kurulamaz.
Daha iyi bir yıl istiyorsak, önce şunu kabul etmeliyiz: Dünya yalnızca liderlerin, devletlerin, şirketlerin meselesi değildir. Dünya, ilişkilerimizin toplamıdır. Ne tükettiğimiz, neye sessiz kaldığımız, kime kulak verdiğimiz, kimi dışladığımız… Hepsi dünyanın ve yaşadığımız ülkenin gidişatını belirler.
Bireyler olarak yapabileceklerimiz az değil. Ama asıl güç, bir araya geldiğimizde ortaya çıkar. Mahallede, okulda, işyerinde, sivil toplumda…
İyi bir yıl, tek bir gecede gelmez. Bir kararlar zinciriyle kurulur. Herkesin elini taşın altına koyduğu, kimsenin “benden ne olur ki” demediği bir ortak çabayla mümkün olur.
Belki de yeni yıl için en gerçekçi dilek şudur:
Daha iyi olmayı beklemeyelim, daha iyiyi birlikte yapalım.
Yorumlar
Kalan Karakter: