Gençlerimizi yitiriyoruz…
Sadece bu ülkeden gitmelerinden söz etmiyorum, aynı zamanda gençliklerini ellerinden alıp onları içi çürümüş ağaçlara dönüştürmemizden de söz ediyorum. Nasıl olmasınlar? Sahip oldukları her şeyi ama özellikle umudu çekip aldık ellerinden.
Elin Fransızı bile bunun farkında, Fransa’nın en yaygın gazetelerinden Le Monde, konuyu uluslararası gündeme taşıdı.
“Ev kızı” ya da “ev erkeği” kavramlarını bilmiyorz belki ama Le Monde, ne okuyup ne de çalışan gençlerimizin farkında. 18-24 yaş arasındaki her üç gencimizden biri evde oturuyor. Bu, ülkenin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan birisi: En dinamik kitlemiz, evinde boş boş oturuyor!
Neden? İsterse üniversite bitirmiş olsun, iş bulamıyor. İş bulsa, verilen ücret, çoğu zaman yol parasını bile karşılamıyor. Üstelik korumacı ebeveynlerin yoğun çabaları sonucu (!) mücadele etmeyi de öğrenememiş durumda. Elinde sadece bir cep telefonu ve hem zamanını hem beynini tüketen bir sosyal medya bağımlılığı kalmış.
*****
Ülkemizde, özellikle gençlerde işsizlik oranı çok yüksek. Buna karşın, özellikle sanayi sektörü aradığı ara elemanı bulmakta zorlanıyor. Bunun temel nedeni, mesleki eğitimin baltalanması ve ülkenin dört bir yanına açılan kalitesiz üniversitelerle her gencin eline bir diploma tutuşturulmuş olması. Oysa işe yaramayan bir diplomayla hayata atılmak yerine, genç bir ara eleman olarak yetiştirilmiş olsa hem ülkeye faydası olur hem de iyi bir gelir elde edebilirdi.
Le Monde, tüm bu olumsuzlukların sonunda başka ülkelere göç eden gençlerimizin üzerinde özellikle durmuş. Gerçekten de yüz binlerce gencimiz, akın akın daha gelişmiş ülkelere göç ediyor.
Beyin göçü, yalnızca bir gidiş değildir; bir memleketin, kendi çocuklarına “kal” diyecek cümleyi kuramamasıdır. Çünkü genç, sadece para için gitmiyor; “düzen” için gidiyor, “adalet” için gidiyor, “nefes almak” için gidiyor. Gidemeyen ise burada kalarak göç ediyor: Umudunu başka yere taşıyor, hayalini rafa kaldırıyor, merakını susturuyor.
*****
Peki çözüm ne?
Çözüm, lisansı üç yıla indirmek gibi bir “makas” hamlesi değil; eğitimin niteliğini artırmak, mesleki eğitim ile işgücü piyasası arasında gerçek köprüler kurmak, öğretmeni güçlendirmek, genç kadını eğitim ve istihdama bağlayan sosyal destekleri büyütmek… Kısacası, genci sistemin içine almak. Ama “sistemin içine” demek, sadece istatistiğin içine demek değildir. Gencin hayatına, saygı duyarak girmek demektir.
Bugün Türkiye’de gençlere “gelecek” diye sunulan şey, çoğu zaman bir slogan. O sloganın altına bir tane gerçek koyamadığınızda, genç de gider; ya bavuluyla ya içinden.
Ve en acı olanı şudur: Bir ülke, gençlerini kaybedince sadece insan kaybetmez; dilini kaybeder, hayalini kaybeder, kendini yenileme kapasitesini kaybeder. Gençlik, bir ülkenin yarını değil, yarını kuran tek aktördür.
Yorumlar
Kalan Karakter: