Ortadoğu, bir kez daha gerilimin en yüksek perdesinde. Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, İran’ın verdiği karşılıklar ve sert açıklamalar, bölgeyi yeni bir çatışma sarmalına sürüklüyor.
Artık mesele yalnızca bir nükleer dosya değil. Mesele, güç projeksiyonu. Mesele, caydırıcılık. Mesele, “kim geri adım atacak?” sorusu.
İran için geri adım atmak, iç kamuoyunda zayıflık algısı yaratabilir. İsrail için geri adım atmak, güvenlik riskini büyütmek anlamına gelebilir. ABD için geri çekilmek bölgesel nüfuz kaybı demektir. Herkes kendi stratejik hesabını yaparken, risk katsayısı yükseliyor. Ve bu gerilimin etkisi askeri sınırların çok ötesine taşıyor.
*****
Hürmüz Boğazı dünya enerji ticaretinin kilit noktalarından biri. Küresel petrol arzının önemli bir bölümü bu dar su yolundan geçiyor. Burada yaşanacak her askeri hamle, enerji fiyatlarını anında yukarı iter. Enerji maliyetlerindeki artış, küresel enflasyonu tetikler; gıdadan sanayi üretimine kadar zincirleme etkiler ortaya çıkar. Dolayısıyla mesele yalnızca Tahran ile Tel Aviv ya da Washington arasında değildir. Bu kriz, küresel ekonominin sinir uçlarına dokunur.
Türkiye açısından tablo daha da hassas. İran’la uzun bir kara sınırı, enerji ticareti, bölgesel dosyalarda temas… Aynı zamanda NATO üyeliği ve Batı ile derin ekonomik entegrasyon. Böyle bir denklemde Ankara’nın manevra alanı hem geniş hem de risklidir.
Bir yandan komşuluk ilişkilerini korumak gerekir. Bir yandan uluslararası yükümlülükler vardır. Bir yandan da iç ekonomik dengeler kırılgandır.
Enerji fiyatındaki artış, Türkiye’de doğrudan enflasyon baskısı yaratır. Olası bir göç dalgası, sınır güvenliği ve sosyal dengeler açısından yeni sınamalar doğurur. Bölgesel savaş ihtimali ise güvenlik stratejilerini yeniden şekillendirir.
*****
Bütün bu stratejik analizlerin ötesinde can yakıcı bir gerçek var: İran halkı…
İran’da insanlar zaten uzun süredir zor bir hayat yaşıyor. İran uzun süredir yaptırımların ağır ekonomik yükü altında. Ulusal para birimi değer kaybetti. Genç nüfus arasında işsizlik yüksek. Hayat pahalılığı geniş kesimleri zorluyor. Kadın hakları ve ifade özgürlüğü gibi konularda yükselen toplumsal itirazlar sert biçimde bastırıldı. Toplumun önemli bir bölümü değişim talep ediyor; fakat siyasi alan dar.
Böyle bir zeminde savaş ya da geniş çaplı çatışma ihtimali, zaten kırılgan olan toplumsal yapıyı daha da zorlar.
Savaşın ilk etkisi güvenlik kaygısıdır.
İkinci etkisi ekonomik daralmadır.
Üçüncü etkisi psikolojik yıpranmadır.
Elektrik kesintileri, internet kısıtlamaları, ilaç tedarik sorunları, ulaşım aksaklıkları… Bunlar askeri raporların satır aralarında görünmez; ama gündelik hayatın merkezinde hissedilir. Ve tarih şunu gösterir: Yönetimler stratejik kararlar alır; bedelini sıradan insanlar öder.
*****
Bu çatışma kısa sürer mi?
Büyür mü?
Başka ülkeleri içine çeker mi?
Bilmiyoruz.
Bildiğimiz tek şey şu: Ortadoğu’da her yeni savaş yalnızca sınırları değil, hayatları da yeniden çizer. Haritalar değişmese bile insanların iç dünyası değişir. Güven duygusu azalır. Gelecek belirsizleşir. Ve her defasında aynı soru kalır geriye: Bu ateş kime ne kazandıracak?
Cevabı şimdilik kimse bilmiyor. Ama bedelini kimin ödeyeceğini tahmin etmek zor değil.
Yorumlar
Kalan Karakter: