Bir bilim kurgu filmi gibi başladı her şey…
Önce atmosferdeki sorunun ineklerin çıkardığı gazlar olduğu söylendi. Ardından “yapay et”, daha gösterişli adıyla “kültür eti”, hayatımıza girdi. Şimdi ise insanlığa laboratuvarda üretilen bu yeni gıda modeli sunuluyor.
Yapay eti savunanlar bunun çevreyi koruyacağını, hayvan kesimini azaltacağını ve iklim krizine çözüm olacağını söylüyor. Peki mesele gerçekten yalnızca insanlığı doyurmak mı?
Çünkü işin içinde sıradan yatırımcılar yok. Aşı tartışmaları sırasında adını sıkça duyduğumuz Bill Gates, yıllardır yapay et projelerine yatırım yapıyor. Sadece o da değil; Silikon Vadisi fonları, biyoteknoloji şirketleri ve küresel yatırım ağları da bu alanın içinde. Giderek, geleneksel tarımın, çiftçinin ve küçük üreticinin geri plana itildiği; üretimin laboratuvarlara, patentlere ve büyük şirketlere bağımlı hale geldiği yeni bir sistem kuruluyor.
*****
Bugün yapay ete tam satış onayı veren ülke sayısı hala sınırlı. İlk adımı 2020’de Singapur attı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Avustralya geldi. Avrupa ise temkinli davranıyor.
Bu tablo bile aslında çok şey anlatıyor. Yapay etin öncüsü olan ülkelerin tamamı, yüksek teknoloji ve patent ekonomisinin merkezleri. Yani mesele yalnızca yeni bir gıda üretmek değil, geleceğin gıda sistemini kontrol etmek.
Üstelik cevaplanmamış ciddi sorular da var.
Yapay eti savunanlar çevresel faydalardan söz ediyor. Bazı araştırmalar, geleneksel hayvancılığa göre daha az arazi ve su kullanılabileceğini öne sürüyor. Ancak insan sağlığı konusunda hâlâ belirsizlikler bulunuyor. Laboratuvarda çoğaltılan hücrelerin uzun vadeli etkileri konusunda kesin bir bilimsel uzlaşı oluşmuş değil.
*****
İşin ironik tarafı şu: Dünyada açlığın temel nedeni gıda yetersizliği değil, adaletsiz dağılım. Bugün milyonlarca ton gıda çöpe giderken, milyonlarca insan aç yatıyor. Ama çözüm olarak küçük çiftçiyi güçlendirmek, israfı azaltmak, tarımı desteklemek yerine laboratuvar eti sunuluyor.
Ve bütün bunların merkezinde dev şirketler var.
Bir gün tohum patentleri gibi et patentleri de birkaç küresel firmanın elinde toplanırsa ne olacak? Çiftçi ne yapacak? Köylü ne yapacak? İnsanlık kendi yiyeceğini üretme yeteneğini kaybedip birkaç biyoteknoloji devine bağımlı hale gelirse bunun adı ilerleme mi olacak?
Belki de asıl soru şu: İnsanlığı doyurmak isteyen bir sistem neden önce toprağı, çiftçiyi ve doğal üretimi korumaya çalışmıyor da laboratuvarda üretilmiş gıdaya yöneliyor?
Çünkü bazen teknoloji, ilerlemeden çok kontrol arzusunun aracı haline gelir. Ve tarihte en tehlikeli projeler, çoğu zaman “insanlığın iyiliği” sloganıyla başlamıştır.
Yorumlar
Kalan Karakter: