Konyaaltı Hacısekililer hattında yıllardır tartışılan kalker ocağı meselesinde dikkat çekici bir tablo var. İsimler değişiyor, şirketler değişiyor, ortaklıklar değişiyor, dosyalar el değiştiriyor. Fakat kamuoyunun sorduğu sorular değişmiyor.
Çünkü mesele yalnızca bir şirketin ruhsatı, bir başka şirketin sözleşmesi ya da bir taş ocağının işletme hakkı meselesi değil. Mesele, Antalya’da kamu yararının kim tarafından, hangi ölçüyle ve hangi gerekçelerle gözetildiği meselesidir.
Bir dönem bu dosyada Nuryol konuşuluyordu. Bugün ise Boğaçay Asfalt, Talya, AYDAŞ, Çetin Ergün, Tufan ve Salam kardeşler üzerinden yeni ilişkiler, yeni sözleşmeler ve yeni rezerv hesapları kamuoyunun gündeminde yer alıyor.
Yarın belki başka isimler de bu denkleme eklenecek. Ancak değişmeyen temel gerçek şu: Dağ aynı dağ, orman aynı orman, su kaynakları aynı su kaynakları, mağara ve antik yol iddiaları aynı iddialar. Bölgenin ekolojik, hidrolojik, arkeolojik ve topografik niteliği bir gecede değişmediğine göre, değişen yalnızca dosyanın üzerindeki isimler midir?
Kamuoyunun asıl sorduğu soru budur.
Dosyanın geçmişine bakıldığında, Nuryol’un bölgede genişleme izni istediği ancak Orman idaresinden beklediği izni alamadığı kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındadır. 2023 yılında hazırlanan değerlendirmelerde de alanla ilgili önemli çekincelerin dile getirildiği bilinmektedir. Güvenlik risklerinden, orman alanlarının zarar görebileceğinden ve topografik yapının bozulabileceğinden söz edilmektedir. Bazı süreçlerde konunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Buna rağmen bugün aynı bölgenin farklı şirketler ve farklı ticari yapılanmalar üzerinden yeniden gündeme gelmesi doğal olarak kamuoyunda yeni soru işaretleri oluşturmaktadır.
Üstelik bu süreçte kamuoyunun dikkatini çeken yeni bir gelişme daha yaşandı. Bölgede yapılan saha incelemelerinde, Nuryol’un 2022 yılında ÇED aldığı ve hâlen geçerliliğini koruyan faaliyet alanının hemen sınırında yeni bir mağara ile antik yol izleri tespit edildi. Bu yeni tespitler, bölgenin doğal ve kültürel değerlerine ilişkin değerlendirmelerin güncellenmesini gerektirip gerektirmediği sorusunu da beraberinde getiriyor.
Bu doğal ve kültürel varlıkların tescil edilip edilmeyeceği ve idari süreçlere nasıl yansıyacağı da kamuoyunun cevap beklediği konular arasında yer alıyor.
Eğer daha önce sonuç alınamayan izin süreçlerinin farklı şirket yapıları veya ortaklık modelleri üzerinden yeniden yürütüldüğüne ilişkin iddialar doğruysa…
Böyle bir ihtimal varsa kamuoyunun görevi susmak değil, sormaktır. Gazetecinin görevi de alkışlamak değil, cevabı verilmemiş soruların peşinden gitmektir.
Bu nedenle sorular nettir:
● Nuryol’un alamadığı genişleme izni başka şirketler veya farklı yapılanmalar üzerinden aşılmaya mı çalışılıyor?
● Orman idaresinin daha önce çekince koyduğu bir alanda bugün hangi yeni bilimsel veya teknik veriler ortaya çıkmıştır?
● Bölgenin doğal ve tarihsel niteliği değişmediğine göre, değişen yalnızca dosyanın üzerindeki şirket isimleri midir?
● Haberlerimize de konu olan ve daha sonra mühürlenen, TOKİ tahsisli alandaki kırma-eleme tesisi ile beton santraline ilişkin olarak, mühürleme sonrasında Vali Yardımcısı imzasıyla yeni bir izin sürecinin işletildiği yönündeki iddialar doğru mudur? Doğruysa bu izin hangi hukuki ve teknik gerekçelere dayanmaktadır?
● Süreç hangi kurumların koordinasyonuyla yürütülmüştür?
Bu sorular cevaplanmadan “izin alındı, mesele kapandı” denilemez.
Dahası var.
Boğaçay Asfalt üzerinden gündeme gelen ortaklıklar, Kırmızı-Beyaz’ın yeni sahipleri Tufan ve Salam kardeşler, AYDAŞ ile olan ticari ilişkiler, Talya hattı ve Çetin Ergün ismi bu dosyada kamuoyunun dikkatini çeken yeni bir ilişki ağını gündeme getiriyor.
Kırmızı Beyaz’ın satın alınmasının ardından kamuoyunda birlikte anılan kişi ve şirketlerle, AYDAŞ ile iş yaptığı kamuoyuna yansıyan Çetin Ergün’ün aynı süreç içerisinde anılması doğal olarak bazı soruların sorulmasına neden olmaktadır.
Eğer bu ilişkiler tamamen hukuka ve mevzuata uygunsa, bunun şeffaf biçimde açıklanması kamuoyunun güvenini güçlendirecektir.
● Çetin Ergün bu süreçte hangi hukuki ve ticari sıfatla yer almaktadır?
● AYDAŞ ile yürütülen çalışmaların kapsamı nedir?
● AYDAŞ ile iş ilişkisi bulunan bir kişinin aynı süreçte hangi rolü üstlendiği kamuoyuna açıklanacak mıdır?
● Kamuoyunda dile getirilen, daha önce sonuç alınamayan izin süreçlerinin farklı aktörler eliyle yeniden yürütüldüğü yönündeki iddiaların dayanağı nedir?
● İçeride bulunan malzemenin iki yıllık rezerv olarak sözleşmeye bağlandığı yönündeki iddialar doğru mudur?
● Doğruysa bu rezerv hangi izinlere dayanılarak ve hangi kamu yararı gerekçesiyle planlanmıştır?

Bu soruların tamamı cevap bekliyor.
Çünkü mesele yalnızca bir kalker ocağı değildir. Mesele, Antalya’da kamu otoritesinin kamu yararını hangi ölçütlerle değerlendirdiği meselesidir. Mesele, devletin çevreyi, ormanı, suyu ve tarihi mirası koruma sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğinin açıklığa kavuşturulmasıdır.
Gerçekten kamu yararı varsa neden bu kadar karmaşık bir süreç yaşanmaktadır?
Her şey mevzuata uygunsa neden bu kadar çok şirket, farklı aktör ve farklı iddia aynı dosyada buluşmaktadır?
Ortada saklanacak bir şey yoksa neden bağımsız uzmanlar sahaya davet edilmemektedir?
Yapılması gereken bellidir. Jeologlar, hidrojeologlar, çevre mühendisleri, arkeologlar, orman uzmanları ve müfettişler sahaya inmeli; bölge baştan sona bağımsız biçimde incelenmelidir. Mağara iddiaları araştırılmalı, antik yol tartışması netleştirilmeli, su kaynaklarına etkisi ortaya konulmalı, orman alanına vereceği zarar bilimsel olarak değerlendirilmelidir. Hazırlanacak raporlar da kamuoyuyla açıkça paylaşılmalıdır.
Eğer gerçekten kamu yararı varsa herkes görsün. Eğer kamu zararı riski varsa bunun da gereği yapılsın.
Toplumun sorularını cevaplamak yerine gazetecileri hedef almak, vatandaşın endişesini küçümsemek ya da “izin aldık, bitti” anlayışıyla hareket etmek kimseyi ikna etmez. Çünkü her izin doğru olmayabilir. Her ruhsat tek başına kamu yararı anlamına gelmez. Her yasal işlem toplumsal vicdanı tatmin etmeyebilir.
Alev Alatlı’nın şu sözü bu dosyaya anlamlı bir perspektif kazandırıyor:
“Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan üstündür. Çünkü her yasal hak helal değildir.”
Bugün Hacısekililer hattında tartışılan mesele de tam olarak budur. Bir izin alınabilir, bir sözleşme yapılabilir, bir şirket devreye girebilir. Daha önce sonuç alınamayan izin süreçlerinin farklı ticari yapılanmalar üzerinden yeniden değerlendirilmesi de hukuken mümkün olabilir. Ancak bütün bunlar kamu vicdanındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmaya tek başına yetmez.
Çünkü bu orman şirketlerin bilançosuna yazılacak bir hammadde sahası değildir. Bu dağ kamyonlara yüklenecek kalkerden ibaret değildir. Bu bölge Antalya’nın doğal mirasıdır.
Suyu, ormanı, toprağı, tarihi ve geleceğidir.
Bu nedenle en büyük sorumluluk Antalya Valiliği’ndedir. Antalya’da devletin temsilcisi validir. Valiliğin görevi yalnızca yatırım süreçlerini takip etmek değil, kamu yararını korumaktır. Vatandaşın hakkını, ormanın hukukunu, su kaynaklarının geleceğini ve kentin doğal mirasını güvence altına almaktır.
Bu nedenle Antalya Valiliği bu dosyada açık, net ve şeffaf davranmalıdır.
Kim hangi izni aldı?
Hangi raporlara dayanılarak aldı?
Daha önce dile getirilen olumsuz değerlendirmeler nasıl aşıldı?
Nuryol’un sonuçlandıramadığı izin süreci daha sonra hangi hukuki gerekçelerle yeniden değerlendirildi?
AYDAŞ bu sürecin hangi aşamasında yer aldı?
Çetin Ergün bu dosyada hangi hukuki veya ticari rolü üstlendi?
Tufan ve Salam kardeşlerin bu süreçteki konumu nedir?
Bu sorular cevaplanmadan bu dosya kapanmayacaktır.
Vitrin değişmiş olabilir, ancak sorular değişmedi. Şirket isimleri değişmiş olabilir, ancak kamu yararı değişmez. Antalya’nın dağı, ormanı, suyu ve tarihi; şeffaf olmayan süreçlere, kamuoyunda soru işaretleri oluşturan uygulamalara veya kamu yararı tartışmalarına konu olacak şekilde yönetilemez.
Bu şehir hepimizin.
Bu orman hepimizin.
Bu su kaynakları hepimizin.
Bu tarih hepimizin.
Ve Antalya’da devletin görevi, güçlü olanın işini kolaylaştırmak değil, hukukun üstünlüğü çerçevesinde kamu yararını korumaktır.
Not: Bu yazıda yer verilen değerlendirmeler, kamuoyuna yansıyan bilgiler, resmi süreçler ve açıklama bekleyen hususlar çerçevesinde kaleme alınmıştır. Adı geçen kişi ve kurumların konuya ilişkin yapacakları açıklamalara aynı şekilde yer verilecektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: