Antalya’da sel felaketi, 1,5 milyar liralık tarım zararı ve 10972 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 20 milyon 883 bin metrekare orman alanının sınır dışına çıkarılması, şehirde planlama ve iklim krizi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Aynı hafta yaşanan gelişmeler, “Antalya bilimle mi yönetiliyor?” sorusunu büyütüyor.
Ramazan ayındayız. Günler uzun, tempo farklı, gündem yoğun. Böyle zamanlarda tek bir başlığa takılıp kalmak kolaydır; o başlığın içinde dönüp durur, büyük resmi kaçırırız. Oysa Antalya’nın gündemi tek bir dosyadan ibaret değil. Birbiriyle bağlantılı, birbirini besleyen, aynı köke çıkan meseleler var. Ve o kök, artık inkar edilemeyecek kadar net: planlama, öngörü ve bilime kulak verip vermediğimiz.
Antalya–Konya Yolu Neden Sular Altında Kaldı?
Antalya–Konya yolu ilk ciddi yağmurda sular altında kaldı. Trafik durdu, açıklamalar peş peşe geldi. Karayolları Genel Müdürlüğü bölgenin polye alanı olduğunu, karstik yapıya sahip bulunduğunu, düdenler ve doğal drenaj sistemiyle suyun yer altına iletildiğini anlattı. Ayrıca “son 70 yılın en yüksek şubat yağışı” vurgusu yapıldı. Peki tam da bu yüzden sormak gerekmiyor mu: Eğer burası su biriktirme potansiyeli olan bir coğrafyaysa, eğer karstik boşlukların kapasitesi sınırlıysa, bu risk proje aşamasında ne kadar hesaba katıldı?
Mesele yağmur değil. Mesele öngörü. İklim krizi artık istisnai bir başlık değil; yeni normalin kendisi. Aşırı yağış “olağanüstü” değil, periyodik bir gerçeklik. Üstelik su sadece yolu değil, çevredeki yerleşimleri de etkiledi. Yüzyılı aşkın süredir mezarlık olarak kullanılan, güvenli kabul edilen alanların dahi su altında kalması bize şunu söylüyor: Doğa, 1/25.000’lik haritalarla ikna olmuyor. Masa başında doğru görünen plan, sahada suyun yönünü değiştirmiyor. “Yol göl sahasından geçmiyor” demek yeterli değil; önemli olan göl potansiyeli taşıyan bir alanın nasıl yönetildiği. Jeoloji, hidroloji, iklim bilimi tam da bu yüzden var. Altyapıda “ben yaptım oldu” yaklaşımı en pahalı hatadır, çünkü doğa bekler ve zamanı geldiğinde tahsilatını yapar.
Antalya’da Selin Tarıma Faturası: 2 Bin 519 Çiftçi, 1,5 Milyar Lira Zarar
İklim krizinin faturası sadece yollarda değil, seralarda da kesiliyor. Sel, hortum ve fırtına Antalya’nın üretim damarını vurdu. Kaş’tan Gazipaşa’ya kadar örtü altı üretimin yoğun olduğu ilçelerde tablo ağır. 2 bin 519 çiftçi, 14 bin hektar alan. Şu ana kadar tespit edilen zarar 1,5 milyar lira; TARSİM tarafından belirlenen 500 milyon lira daha var. Üstelik hasar tespitleri tamamlanmış değil. Bazı seralara çamur ve su nedeniyle girilemiyor. Yani kağıt üzerindeki rakam, gerçeğin altında kalabilir.
Sorun sadece yıkılan plastik örtü ya da kırılan cam değil. Sel suyu seraya girdiğinde bitki hastalanıyor, patojen başlıyor, domatesin raf ömrü bitiyor, ihracat şansı ortadan kalkıyor. Ürün salçalık seviyeye düşüyor. Bir üreticinin “Bu ürünler çöp” cümlesi, aslında bütün bir sistemin kırılganlığını özetliyor. Kanallar işlenmediği için su yükseliyorsa, tahliye geç kaldığı için zarar katlanıyorsa, bu yalnızca doğa olayı değildir; altyapı ve risk yönetimi meselesidir. Sigorta sistemi sadece zarar olduktan sonra ödeme yapan bir mekanizma mı olacak, yoksa hızlı tahliye ve müdahale süreçlerini de kapsayacak şekilde güncellenecek mi? Tarım beklemez. Bitki beklemez. Su hiç beklemez. Antalya sadece turizm kenti değil; aynı zamanda üretim kentidir. İklim krizi bu şehrin iki lokomotif sektörünü aynı anda zorlarken, “ne yapıyoruz” sorusu havada kalmamalı.
10972 Sayılı Karar: Antalya’da 20 Milyon 883 Bin Metrekare Orman Alanı Neden Sınır Dışına Çıkarıldı?
Tam da bu tablo ortadayken, bir başka karar gündeme geliyor. Resmi Gazete’de yayımlanan 10972 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Antalya’da bazı alanlar orman sınırları dışına çıkarıldı. Korkuteli, Manavgat ve Gazipaşa’da çeşitli büyüklüklerde taşınmazlar kapsamda. En dikkat çekici değişiklik Korkuteli Uzunoluk’ta; 20 milyon 883 bin metrekarelik alan. Kararda, çıkarılan alanların en az iki katı büyüklüğünde yeni orman oluşturulacağı belirtiliyor. Kağıt üzerinde bir denge var gibi duruyor.
Ancak mesele sadece metrekare hesabı değil. Neresi çıkarılıyor, neresi yerine konuyor? Ekosistem aynı mı, toprak yapısı aynı mı, su havzası aynı mı? Orman yalnızca ağaçtan ibaret değildir; toprağı, suyu, mikroorganizması, yaban hayatı ile bir bütündür. Bir yerdeki orman vasfını kaldırıp başka bir yerde iki katı ağaç dikmek, ekolojik olarak her zaman eşdeğer sonuç üretmez. Antalya sel konuşurken, taşkın konuşurken, tarım milyarlarca lira zarar yazarken, her arazi kararı su rejimini, mikroklimayı ve üretimi etkileyen stratejik bir karardır.
Elbette karar alma yetkisi vardır. Hukuki çerçeve bellidir. Ancak eğer bu kararlar bilimsel zemin yerine masa başı tercihlerle şekilleniyorsa, eğer kamu yararı yerine rant odaklı bir değişim söz konusuysa, o zaman mesele birkaç parsel olmaktan çıkar. O zaman mesele Antalya’nın suyu, toprağı, iklimi ve geleceğidir. Doğa sabırlıdır ama unutmaz. Yanlış planlamanın faturası ilk yağmurda kesilir. Ve eğer gerçekten bilim yerine “ben yaptım oldu” tercih edilirse, bu şehir için söylenecek söz kalmaz. Antalya için el fatiha demek, abartı değil uyarı olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: