Doğu Garajı, Antalya’nın çeyrek asırlık yarasıdır. Bir zamanlar doğu ilçelerine ulaşım sağlayan terminaldi. Sonra boşaldı. Ardından Halk Pazarı ve Festival Çarşısı’yla kendi kendine yaşayan bir ara bölgeye dönüştü. Kusursuz değildi belki ama canlıydı. İnsan vardı, ticaret vardı, ritim vardı.
Sonra bu alanı dönüştürme hevesi başladı.
2005’te yarışma açıldı. Kent merkezinin doğuya açılan yeni vitrini anlatıldı. Tiyatrodan konservatuvara, dükkânlardan otoparka kadar her şey kağıt üstünde kusursuz çizildi. Fakat 2008’de kazı başlayınca toprağın altından nekropol çıktı. Yaklaşık bin mezarla Antalya’nın altından tarih konuştu. O saatten sonra Doğu Garajı artık sadece bir imar projesi değildi. Tarih, koruma, ticaret ve şehircilik aklının aynı masaya oturması gereken bir dosyaydı.
Tam da burada mesele yalnızca proje olmaktan çıktı, siyasi vitrine dönüştü.
2014’te dosya yeniden parlatıldı. Büyük laflar edildi. “Reklam arası sona erdi” dendi. Nekropol için “petrol bulmuş kadar sevindim” dendi. Geleneksel çarşı kültürünün yaşatılacağı, turisti kent merkezine indirecek bir cazibe alanı kurulacağı, Festival Çarşısı esnafının burada yeniden hayat bulacağı anlatıldı. 700 araçlık otopark, tiyatro salonu, konservatuvar, dükkânlar, restoranlar…
Antalya’ya satılan hikâye şuydu: Tarih korunacak, ticaret canlanacak, trafik rahatlayacak, kent merkezine yeni bir hayat gelecek.
Yani ortada sıradan bir proje yoktu. Dönemin siyasi diline çok uygun, gösterişli, iddialı, alkışı peşin yazılmış bir “çılgın proje” heyecanı vardı.
Sonra yıllar geçti.
2021’de bu kez başka bir duyuru yapıldı. Doğu Garajı Kültür ve Ticaret Merkezi tamamlanmıştı. Dükkânların teslim edilmeye başlandığı, otoparkın bittiği, kültür alanlarının hazır olduğu açıklandı. Antalya’ya yine aynı cümle kuruldu: Bitti, tamamlandı, açılış geliyor.
Ama Antalya bu cümleleri o kadar çok duydu ki, artık “sona gelindi” sözü müjde değil, yorgunluk üretmeye başladı. Çünkü bu şehirde bazı projeler bitmeden yıpranıyor, açılmadan eskiyor, hizmete girmeden güven kaybediyor. Doğu Garajı da tam böyle oldu. Bir yanda “tamamlandı” dendi, öte yanda yıllar geçti ve bina bir türlü vaat edildiği gibi kamusal hayata karışamadı.
Bugün elimizde trajikomik bir fotoğraf var.
Evet, bina var.
Evet, yapı ayakta.
Evet, kültürel işlevlerin en azından bir kısmı çalışıyor. Tiyatro sahneleri var.
Ama esnafın ağzından çıkan tek bir cümle, bütün bu resmi bir anda dağıtıyor: “Hayalet bina.”
Bir zamanlar nekropol keşfiyle Antalya’nın tarihini değiştiren, geleneksel çarşı kültürünü yaşatacak diye pazarlanan, turisti merkeze indirecek denilen, trafik yükünü azaltacağı söylenen yapı; bugün kendi esnafının dilinde “atıl yatırım” ve “hayalet bina” olmuş durumda.
Çünkü üst katlar boş.
Çünkü üçüncü kat işlevsiz.
Çünkü nekropolü gezen turist çarşıya inmiyor.
Çünkü otobüsler binanın otoparkına yönlendirilmiyor.
Çünkü bazı esnaflar üç yıldır aidat ödüyor ama kasasına tek kuruş girmediğini söylüyor.
Çünkü 30-40 yıllık esnaf kepenk indirip gidiyor.
Bu, basit bir ticaret durgunluğu değildir.
Bu, projenin ana iddiasının çökmesidir.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Doğu Garajı’nda sorun artık “bina yapılmadı” sorunu değil. Sorun, “bina yapıldı ama yaşatılamadı” sorunu. Tasarlandı ama bütünlüklü çalıştırılamadı. Açıldı denildi ama kendi ekosistemi kurulamadı.
Tiyatro var ama ticaret kan kaybediyor.
Nekropol var ama esnafa akış yok.
Otopark var ama yönlendirme yok.
Yatırım var ama dolaşım yok.
Demek ki mesele bina yapmak değilmiş.
Mesele, o binanın içine hayat koymakmış.
Mesele projeyi çizmek değilmiş.
Mesele onu akılla işletmekmiş.
Ve şimdi dönüp o eski siyasi ezbere bir daha bakmak gerekiyor.
Bir dönem bu şehre büyük sloganlar satıldı. “İyi gelecek” dendi. Güçlü vitrinler kuruldu. Büyük projeler, büyük cümlelerle servis edildi. Bugün o dönemin aktörleri yeniden önümüze yeni ambalajlarla çıkma ihtimali taşırken, Antalya’nın hafızasını da test ediyorlar.
İşte tam burada isimlerden çok zihniyet önem kazanıyor.
Doğu Garajı o zihniyetin ürünlerinden biriydi. Boğaçayı da öyleydi. Bugün Boğaçayı’na bakıyoruz; maliyeti ayrı, teknik riski ayrı, kente açtığı tartışma ayrı konuşuluyor. Çılgınlık geçti, fatura kaldı. Doğu Garajı’na bakıyoruz; büyük vaatler uçtu, esnafın elinde hayalet bina kaldı.
Demek ki bu kente “iyi gelecek” diye sunulan her şey gerçekten iyi gelmiyor.
Hatta zaman gösterdi ki bunların bir kısmı vizyon değilmiş, aklın önüne geçmiş gösterişmiş. Bir kısmı kalkınma değilmiş, gürültülü bir proje hevesiymiş. Bir kısmı şehircilik değilmiş, sloganla kurulmuş çılgınlıklarmış.
Doğu Garajı bugün o dönemin aynasıdır.
Ve o aynaya bakınca Antalya şunu görüyor:
Bu kente iyi gelen şey çılgın proje değil.
Akıl. Planlama. Kamu yararı. Yaşayan şehircilik.
Gerisi ise yıllar sonra önümüze düşen pahalı bir ibret vesikasıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: