Bu yazı herhangi birini mahkûm etmek için yazılmadı. Ama kimseyi aklamak için de yazılmadı.
Ne tarafım, ne taraftarım. Ne savcıyım, ne hâkim.
Ben sadece hakkını arayan bir Antalyalıyım. Bugün de yalnızca Antalya adına konuşuyorum.
Çünkü Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame artık ortada.
702 sayfa. Onlarca şüpheli. Milyonlarca liralık para hareketi iddiası.
Çok sayıda taşınmaz, araç, nakit ve mal varlığına el koyma talebi.
Bu, sıradan bir dosya değildir.
Bu, Antalya’nın kalbine dokunan bir dosyadır.
Altını özellikle çizmek gerekir: Ortada iddialar vardır.
Kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur.
Masumiyet karinesi esastır. Hukuk devleti olmanın temel şartı da budur.
Ancak bir başka gerçek daha vardır ki, görmezden gelinemez:
Bu iddialar, doğru da olsa yanlış da olsa, Antalya’nın marka değerine ağır zarar vermektedir.
Bugün dünya Antalya’yı neyle tanıyor?
Turizmle. Tarımda üretim gücüyle. Doğasıyla. Tarihiyle. Güvenli bir şehir algısıyla.
Şimdi ise dünya basınında Antalya, “büyük yolsuzluk soruşturması” başlıklarıyla anılıyor.
Bu, sadece belediyenin meselesi değildir.
Bu, sadece siyasetçilerin meselesi değildir.
Bu, doğrudan Antalya’nın meselesidir.
“BU ANTALYA’NIN DAVASIDIR”
Eğer iddialar gerçekse, ortada vahim bir tablo vardır.
Bu, Antalya’nın bir suç düzenine teslim edildiği anlamına gelir.
Bu, Antalya markası için kara bir lekedir.
Eğer iddialar gerçek değilse, bu kez de masum insanların yıllarca lekelendiği, itibarlarının yerle bir edildiği bir süreç yaşanmış demektir.
Bu da Antalya markası için kara bir lekedir.
Yani hangi ihtimali ele alırsanız alın, bu dava Antalya’nın geleceğini doğrudan ilgilendirmektedir.
O yüzden bu noktada en temel talep şudur: Hızlı yargılama.
Adil yargılama.
Şeffaf yargılama.
Ne yıllara yayılan, kamuoyunun unutturulmaya çalışıldığı bir sürünceme…
Ne de kapalı kapılar ardında, kimsenin ne olup bittiğini bilmediği bir süreç.
Bu dava yalnızca savcıların, avukatların, mahkeme salonlarının meselesi değildir.
Bu dava, tüm Antalyalıların davasıdır.
Siyasi partilerin tamamı, meslek odaları, barolar, mimarlar, mühendisler, tabipler, sanayici ve iş insanı dernekleri, sivil toplum kuruluşları…
Herkes bu süreci yakından takip etmek zorundadır.
Sessizlik, tarafsızlık değildir.
Sessizlik, bu büyüklükte bir dosyada sorumluluktur.
Antalyalılar olarak şunu net biçimde söylemeliyiz: Suç varsa ortaya çıksın.
Suçlu varsa cezasını alsın.
Ama kimseye de siyasi, kişisel ya da kurumsal linç yapılmasın.
Ne örtbas istiyoruz.
Ne infaz.
Sadece gerçek istiyoruz.
Çünkü bu dava, Antalya’nın önümüzdeki on yıllarını şekillendirecek bir mihenk taşıdır.
Bu süreç doğru yönetilirse, Antalya kendi kendini temizleyebilen, hatasıyla yüzleşebilen, hukuk devleti refleksi olan bir şehir olarak anılır.
Yanlış yönetilirse, Antalya kirlenmiş ve üzeri örtülmüş bir şehir olarak hafızalara kazınır.
Bugün mesele isimler değildir.
Bugün mesele koltuklar değildir.
Bugün mesele parti rozetleri değildir.
Bugün mesele Antalya’dır.
O yüzden herkesin bu dosyaya sahip çıkması gerekiyor.
Herkesin soru sorması gerekiyor.
Herkesin cevap beklemesi gerekiyor.
Çünkü bu şehir bizim.
Bu marka bizim.
Bu gelecek bizim.
Ve çok net söylüyorum: Antalya karanlık dosyalarla anılmayı hak etmiyor.
Antalya şeffaflıkla anılmayı hak ediyor.
Antalya adaletle anılmayı hak ediyor.
Bu süreci takip edeceğiz.
Gelişmeleri konuşacağız.
Soruları sormaya devam edeceğiz.
Çünkü bu, bir kişinin davası değil.
Bu, Antalya’nın davasıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: