Antalya’da kültürel miras denilince artık tek tek kararlardan çok, bu kararların arkasındaki anlayışı tartışmak gerekiyor. Çünkü aynı kentte Kaleiçi’nde işletmelerin tentelerine, tabelalarına, küçük müdahalelerine bile izin vermeyen koruma anlayışının; Kemer’de, İdyros Antik Kenti çevresinde otel şantiyesine nasıl olur verdiği sorusu ortada duruyor. Daha doğrusu bugün tartışılan yalnızca bir şantiye kararı değil, Koruma Kurulu’nun aynı ilke ve ölçütleri herkese eşit uygulayıp uygulamadığıdır.
Bugün tartışılan yer sıradan bir arazi değil. Kemer Merkez Mahallesi’nde, Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içinde, Çalışdağı Devlet Ormanı bölgesinde kalan ve Özak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’ye tahsisli alan. Belgelerde 1039 ada 1 parsel olarak geçen bu alan, aynı zamanda arkeolojik sit kararlarıyla ve tescilli kültür varlıklarıyla gündemde.
Antalya kamuoyu Phaselis dosyasını unutmadı. Beydağları Milli Parkı içindeki otel tahsisi, meslek odalarının, Antalya Barosu’nun, çevrecilerin ve yurttaşların mücadelesiyle yargıya taşındı. Danıştay, arkeolojik miras ve kamu yararı gerekçesiyle tahsis sürecini durdurdu. O karar yalnızca Phaselis için değil, aynı milli park sınırları içindeki tüm hassas alanlar için önemli bir ölçüydü.
Şimdi aynı milli park içinde İdyros dosyası karşımızda.
Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 2024 yılında bu bölgede su sarnıcı, şapel ve teras duvarlarını “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak tescil etti. Alanın bir bölümü 1. derece, çevresi ise 3. derece arkeolojik sit alanı olarak belirlendi. Yani devletin kendi kurulu, kendi kararıyla buranın sıradan bir yatırım alanı değil, korunması gereken kültürel miras alanı olduğunu kayda geçirdi.
Aradan kısa bir süre geçti. Bu kez aynı bölgede, Özak GYO’nun otel yatırımı kapsamında geçici şantiye ihtiyacı gündeme geldi. Belgelerde talep edilen unsurlar açık: yol, ofis, yemekhane, güvenlik birimi, koğuş, işçi yatakhanesi, depo, otopark, elektrik, su ve kanalizasyon altyapısı.
Adına “geçici” deniliyor. Ancak bu kadar kapsamlı bir düzenleme, basit bir geçici kullanım değil; büyük bir otel yatırımının sahaya yerleşme altyapısıdır. Bu nedenle bu dosya, “şantiye kurulsun mu kurulmasın mı” meselesinden çok daha büyüktür.

Asıl soru şudur: 2024’te kültür varlığı tescil edilen, 1. ve 3. derece sit sınırları belirlenen bir alanda, 2026’da otel şantiyesi süreci hangi bilimsel ve hukuki gerekçeyle ilerletildi?
Müze Müdürlüğü’nün değerlendirmesinde, geçici yapıların ve altyapı ünitelerinin, müze denetiminde yapılan arkeolojik sondaj kazılarında kültür varlığı tespit edilmeyen alanlarda kaldığı belirtiliyor. Bu ifade ilk bakışta güven verici görünebilir. Ancak arkeolojik alanlarda mesele yalnızca “kazılan noktada eser çıkmadı” demekle kapanmaz.
Koruma Kurulu da kararında bu değerlendirmeyi esas alarak uygulamanın Müze Müdürlüğü denetiminde yürütülmesini uygun buluyor. Ancak kamuoyunun cevabını aradığı asıl soru şu: Böylesine hassas bir arkeolojik alanda yalnızca sondaj yapılan noktalarda buluntuya rastlanmamış olması, bu ölçekte bir şantiye yerleşimi için tek başına yeterli bir bilimsel gerekçe midir?
Sondaj kazıları hangi noktalarda yapıldı? Şantiye yollarını, elektrik-su-kanalizasyon güzergâhlarını, depo, yatakhane ve yemekhane alanlarını gerçekten kapsıyor mu? Tescilli su sarnıcı, şapel, teras duvarları ve 1. derece sit alanı ile şantiye alanları arasındaki mesafe nedir? Bu mesafeleri herkesin anlayabileceği netlikte gösteren vaziyet planları neden kamuoyuyla açıkça paylaşılmıyor?
Koruma Kurulu üyeleri karar öncesinde alanda yerinde inceleme yaptı mı? Geçici şantiyenin kullanım süresi ne olacak? Çalışmalar tamamlandıktan sonra alanın eski haline nasıl getirileceğine ilişkin bir rehabilitasyon planı bulunuyor mu? Bu soruların da kamuoyuna açıklıkla yanıt verilmesi gerekiyor.
Koruma Kurulu’nun karar takvimi de ayrıca dikkat çekici. 5 Haziran 2026 tarihli kararda, geçici prefabrik üniteler ve altyapı uygulamalarının ayrıntılı plan ve kesitler geldikten sonra değerlendirilebileceği belirtiliyor. 23 Haziran 2026 tarihli kararda ise proje uygun bulunuyor. Bu kadar hassas bir alanda, bu kadar kısa sürede verilen uygunluk kararının hangi ayrıntılı bilimsel değerlendirmeye dayandığı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Üstelik İdyros dosyası yalnızca Koruma Kurulu kararlarından ibaret değil. Bölgeye ilişkin sit sınırı ve koruma amaçlı imar planı değişiklikleri de Antalya 5. İdare Mahkemesi’nin önünde bulunuyor. Mahkemenin her iki dosyada da keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermesi, alanın bilimsel ve hukuki açıdan hâlen tartışılmaya devam ettiğini gösteriyor. Elbette bu kararlar davaların sonucu anlamına gelmiyor. Ancak dosyanın yargı denetimi altında bulunması bile konunun ne kadar hassas olduğunu ortaya koyuyor.
Çünkü burası yalnızca arkeolojik açıdan değil, aynı zamanda milli park, orman ve kıyı ekosistemi açısından da hassas bir alan. Karar yalnızca “Müze denetiminde yapılacak” cümlesiyle geçiştirilemez. Koruma, denetimden sonra fotoğraf göndermek değildir. Koruma, daha baştan riskleri ortadan kaldıracak bir kamu aklı gerektirir.
Buradaki çelişki çok açık. Kaleiçi’nde tarihi doku gerekçesiyle küçük esnafın tentesine, sandalyesine, tabelasına müdahale eden sistem; İdyros’ta tescilli kültür varlıklarının bulunduğu alanda otel şantiyesi sürecine nasıl olur veriyor?
Küçük esnafa milimetrik hassasiyet gösteren Koruma Kurulu, büyük yatırımcı söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti gösteriyor mu? Antalya’da koruma ilkeleri herkese eşit mi uygulanıyor, yoksa yatırımcının büyüklüğüne göre esneyen bir koruma anlayışı mı var?
Bu soru serttir ama sorulmak zorundadır.
İdyros dosyası yalnızca Kemer’in meselesi değildir. Bu dosya, Phaselis’ten sonra Antalya’nın kültürel miras politikasının yeni sınavıdır. Bu nedenle Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Antalya Barosu, Arkeologlar Derneği, Antalya Kent Konseyi ve çevre örgütleri bu dosyaya bakmak zorundadır.
Phaselis’te gösterilen duyarlılık İdyros’ta da gösterilecek mi? Yoksa Phaselis’te yargı kararıyla duran süreç, bu kez “geçici şantiye” adı altında İdyros’ta mı ilerleyecek?
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Koruma Kurulu, Müze Müdürlüğü ve ilgili kurumlar bu sorulara açık yanıt vermelidir. Sondaj raporları, vaziyet planları, şantiye alanlarının tescilli kültür varlıklarına mesafesi, kurum görüşleri ve kurul kararlarının bilimsel gerekçesi kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Burada tartışılan yatırımın kendisi değil, koruma ilkelerinin herkese aynı ölçüde uygulanıp uygulanmadığıdır. Eğer aynı ilkeler uygulanıyorsa bunun bilimsel dayanakları kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Uygulanmıyorsa bunun gerekçesi de açıkça ortaya konulmalıdır.
Çünkü İdyros yalnızca bir yatırım alanı değildir. İdyros, Kemer’in tarihi, Antalya’nın belleği ve Türkiye’nin kültürel mirasıdır.
Bugün soru çok nettir: Phaselis’te duran süreç, İdyros’ta mı başlıyor?
Eğer cevap hayırsa, devlet bunu belgeleriyle, raporlarıyla, haritalarıyla kamuoyuna göstermelidir. Eğer cevap evetse, bu yalnızca bir şantiye izni değil; Antalya’nın kültürel miras politikasında çok tehlikeli bir kırılmadır.
Kaleiçi’nde tente söktüren koruma anlayışının, İdyros’ta otel şantiyesine nasıl onay verdiğini bu şehir bilmek zorunda. Bu sorular cevaplanmadan İdyros dosyası kapanmaz.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: