Antalya dünyanın en güçlü turizm şehirlerinden biri. Her yıl milyonlarca turist ağırlayan, milyarlarca doların döndüğü, otelleri büyüyen, şirketleri cirosunu katlayan bir kentten söz ediyoruz. Ancak aynı Antalya söz konusu olduğunda, şehrin futbol takımı için aynı büyüme hikayesini anlatamıyoruz. İşte çelişki tam da burada başlıyor: Antalya büyüyor ama Antalyaspor büyümüyor.
Bu tespit duygusal bir yakınma değil, ekonomik bir gerçekliğin sorgulanmasıdır. Çünkü Antalya’dan kazanan şirketler başka şehirlerin takımlarına sponsor olabiliyor, ulusal ölçekte büyük kulüplerle isimlerini yan yana getirebiliyor. Ama konu Antalyaspor olduğunda tablo değişiyor; kulüp sponsor arıyor, kaynak arıyor, nefes arıyor.
Antalya Valisi Hulusi Şahin’in Antalyaspor Derneği’nin iftar programında yaptığı çağrı bu nedenle sıradan bir temenni değil, ağır bir hatırlatmaydı. Şehirde büyüyen, bu şehirden kazanan insanların Antalyaspor’a sahip çıkması gerektiğini söyledi. Aslında basit bir cümle. Ama Antalya için oldukça çarpıcı bir yüzleşme.
Antalya küçük bir şehir değil. Turizmde küresel ölçekte rekabet eden, tarımda ihracat yapan, ticarette ciddi bir hacim oluşturan bir ekonomik güçten bahsediyoruz. Oteller doluyor, uçaklar iniyor, tur operatörleri milyonlarca turisti bu kente taşıyor. Fakat şehirle bağ kurmadan, şehrin takımıyla bağ kurmadan ilerleyen bir turizm modeli oluşmuş durumda. Doldur-boşalt mantığıyla işleyen, ekonomik hacmi yüksek ama aidiyet üretmeyen bir model.
Oysa dünyaya baktığımızda tablo farklı. FC Barcelona sadece bir futbol takımı değildir; Barcelona şehrinin küresel markasıdır. Şampiyonlar Ligi’nde oynadığı her maç, o şehrin dünyaya yaptığı tanıtımdır. Futbol kulüpleri bazen milyonlarca dolarlık reklam kampanyasından daha güçlü bir vitrin sunar. Antalya gibi turizm kenti için bu, stratejik bir avantaj olabilir.
Ancak Antalya’da bu konu ciddi ve sistematik bir biçimde ele alınmıyor. Reklam bütçeleri milyonlarla ifade edilen şirketler var. Fakat konu Antalyaspor olduğunda o bütçeler görünmez hale geliyor. Antalya merkezli bazı şirketler Türkiye’nin en büyük kulüplerine sponsor olabiliyor, başka şehirlerin takımlarına destek verebiliyor. Fakat aynı şirketler Antalyaspor söz konusu olduğunda aynı refleksi gösteriyor mu? Asıl soru burada başlıyor.
Bir şehirde güçlü şirketlerin olması, o şehirde güçlü bir şehir bilincinin olduğu anlamına gelmiyor. Antalya’da herkes kendi markasını büyütüyor. Otel zincirleri büyüyor, tarım şirketleri büyüyor, ticari hacimler büyüyor. Ancak kimse şehrin ortak markasını büyütme konusunda aynı cesareti göstermiyor. Oysa Antalyaspor yalnızca bir futbol kulübü değil; Antalya’nın ortak markasıdır.
Son yıllarda kulübün bazı önemli gelir kapılarının kapanması, hafriyat gelirleri gibi kalemlerin ortadan kalkması elbette yönetimsel ve yapısal sorunları gündeme getirir. Ancak asıl mesele, o kapılar kapanırken şehirden güçlü bir sahiplenme refleksinin gelmemesidir. Ekonomik olarak güçlü bir şehir, kendi takımını ayakta tutamıyorsa burada yalnızca finansal değil, zihinsel bir problem vardır.
Vali Hulusi Şahin’in çağrısı bu nedenle önemlidir. Bazen bir gerçeğin açıkça söylenmesi gerekir. Antalya sadece para kazanılacak bir şehir değildir. Antalya bir aidiyet meselesidir. Ve Antalyaspor bu aidiyetin en görünür sembollerinden biridir.
Artık kimsenin “Ben zamanında yaptım, artık yapmam” deme lüksü yok. Antalya’da iş yapıyor, Antalya’dan kazanıyorsanız bu şehrin takımına sırtınızı dönemezsiniz. Bu, romantik bir beklenti değil; şehir ekonomisi ile şehir markası arasındaki ilişkinin doğal sonucudur.
Antalyaspor’a destek vermek sadece bir sponsorluk kalemi değildir. Bu, Antalya’nın dünyaya nasıl göründüğüyle ilgilidir. Küresel ölçekte iddiası olan bir turizm kenti, kendi futbol markasını ihmal ederek güçlü bir şehir kimliği inşa edemez.
Sonuçta mesele futbol değil. Mesele şehir onuru, şehir bilinci ve ortak değer üretme iradesidir. Antalya’dan kazananların Antalyaspor’a sahip çıkması bir iyilik değil, sorumluluktur. Çünkü Antalyaspor sadece bir futbol kulübü değildir. Antalya’nın onurudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: