Konyaaltı kıyılarıyla ilgili bugün önümüzde duran dosya artık birkaç masa, birkaç şezlong, birkaç işletme meselesi değildir.
Bu dosya; halkın kullanımına ait kıyı alanlarının yıllar içinde nasıl daraldığını, ticari kullanımın nasıl büyüdüğünü ve en önemlisi Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bu tablo karşısında neden etkili bir kamu iradesi ortaya koyamadığını sorgulatan ağır bir kamu dosyasıdır.
Çünkü resmi belgelerin anlattığı tablo nettir.
Protokolle verilen alan başka, sahadaki fiili kullanım başkadır.
Açık alan olarak tanımlanan bölümlerin zaman içinde kapalı kullanım düzenine dönüştüğü, kullanım sınırlarının aşıldığı, aykırılıkların tespit edildiği ve milyonlarca liralık tazminat hesaplandığı resmi yazışmalara yansımıştır.
Ancak bütün bu süreç boyunca kıyıdaki fiili durumun değişmediği görülmektedir.
Üstelik mesele artık yalnızca Milli Emlak tespitleriyle sınırlı da değildir.
Dosyaya giren Antalya 4. İdare Mahkemesi kararında da kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, kamu yararının esas olduğu ve belediyenin kıyılardaki denetim yetkisinin bulunduğu açık şekilde vurgulanmaktadır.
Yani ortada yalnızca idari bir tartışma değil, kamu yararı eksenli bir yargı değerlendirmesi de bulunmaktadır.
Tam da burada insanın boğazına düğümlenen soru ortaya çıkıyor:
Antalya Büyükşehir Belediyesi, halkın ortak kullanımındaki kıyılarda ortaya çıkan bu aykırılıkların büyümesine neden engel olamadı?
Çünkü bu dosyada belediye yalnızca izleyen konumda değildir.
Belgelerde; denetim, aykırılıkların giderilmesi, tahliye süreçleri ve protokol hükümlerinin uygulanmasına ilişkin sorumlulukların belediyeye ait olduğu açık şekilde ifade edilmektedir.
Yani ortada “haberimiz yoktu” denilebilecek bir tablo bulunmamaktadır.
Devletin ilgili birimleri aykırılık tespit ediyor, metrekare metrekare hesap yapıyor, teknik rapor hazırlıyor, drone görüntüsü kullanıyor, milyonlarca liralık tazminat çıkarıyor ve belediyeyi uyarıyor.
Mahkeme kamu yararını hatırlatıyor.
Buna rağmen sahadaki fiili durum değişmiyorsa, burada artık yalnızca idari bir eksiklik değil, kamu hakkının korunup korunmadığına ilişkin çok daha büyük bir tartışma doğuyor.
Çünkü kıyı dediğiniz yer, parası olanın kullanım alanı değildir.
Kıyılar anayasal koruma altındaki ortak kamusal alanlardır.
Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Vatandaşın yürüyebileceği, oturabileceği, denize ulaşabileceği ortak yaşam alanıdır.
Fakat yıllar içinde Antalya’da başka bir tablo oluştu.
Önce alanlar fiilen büyüdü.
Sonra bu büyümeler olağanlaştı.
Ardından tespitler geldi.
İtirazlar geldi.
Yeni hesaplamalar yapıldı.
Yeni tazminatlar çıkarıldı.
Ama bütün bu resmi süreçlerin ortasında değişmeyen tek şey şu oldu:
Halkın kullanım alanı küçüldü, ticari kullanım büyüdü.
Dosyanın en dikkat çekici taraflarından biri de aynı alanla ilgili iki kamu kurumu arasında ortaya çıkan açık görüş ayrılığıdır.
Antalya Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne bağlı Milli Emlak birimleri “aykırılık var” diyor.
Antalya Büyükşehir Belediyesi ise bazı yazışmalarında “aykırılık tespit edilmediğini” bildiriyor.
Bir taraf drone görüntüsü, fotoğraf, teknik ölçüm ve detaylı tutanak ortaya koyuyor.
Diğer taraf ise sahada sorun görmediğini ifade ediyor.
İşte tam da bu nedenle konu artık yalnızca bir “protokol ihlali” tartışması olmaktan çıkıyor.
Bu mesele, Antalya’da kamu alanlarının nasıl yönetildiği meselesine dönüşüyor.
Ve bugün bu dosya hepimize şu ağır soruyu sorduruyor:
Halkın kıyıları kimlerin kullanımına bırakıldı?
Çünkü kamu zararına yol açan süreçler bazen yalnızca bir imzayla oluşmaz.
Bazen zamanında müdahale edilmeyerek oluşur.
Bazen görmezden gelinerek oluşur.
Bazen de kamunun göstermesi gereken iradenin sahada hissedilmemesiyle büyür.
Üstelik bugün ortaya çıkan milyonlarca liralık tazminatlar da ister istemez başka bir tartışmayı büyütmektedir:
Mahkeme kararlarına ve resmi tespitlere rağmen gerekli işlemler zamanında uygulanmadıysa, ortaya çıkan bu yükün kamu zararına dönüşüp dönüşmediği sorusu artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Antalya Büyükşehir Belediyesi artık bu sorulara açık ve net cevap vermek zorundadır.
Milli Emlak tarafından düzenlenen bu tespitlere karşı hangi hukuki işlemler yapılmıştır?
Belediye yönetimi bu raporlara resmi itirazda bulunmuş mudur?
Milyonlarca liralık tazminatlarla ilgili nasıl bir süreç yürütülmüştür?
Mahkeme kararlarının gereği sahada eksiksiz uygulanmış mıdır?
Bu alanlarda faaliyet gösteren işletmelerle ilgili hangi işlemler uygulanmıştır?
Ve en önemlisi…
Halkın kıyısında halk gerilerken, ticari kullanım neden büyümeye devam etmiştir?
Antalya’nın artık makyaj cümlelerine değil, net cevaplara ihtiyacı var.
Çünkü kıyı giderse sadece kum gitmez.
Kamu hakkı gider.
Kent hafızası gider.
Ve bir şehir kendi kıyısını koruyamıyorsa, yarın başka neyini koruyabilir?
Yorumlar 2
Kalan Karakter: