Bazı tarihler takvimden düşmez; insanın hafızasına mühürlenir.
1 Şubat, Barış Manço’nun aramızdan ayrıldığı gün.
“Ölmedi” diyoruz.
Haklıyız.
Çünkü bazı insanlar bedenen gider, sözleri kalır.
Kimi zaman renk olur o sözler, kimi zaman fener…
Kimi zaman da kapalı kapıların anahtarı.
Şimdi bir an için hayal edelim.
Dışarıda olsa telefonu elinden düşmeyen bir belediye başkanı…
Bugün cezaevinde.
Elinde izinli bir iPhone.
WhatsApp açık.
Mesajların altında mavi bir mühür: Görüldü.
Ve bu mesajlara Barış Manço’nun şarkıları eşlik ediyor.
Sanki görünmeyen bir orkestra çalıyor.
Her cümle bir nota, her cevap bir nakarat.
ANT:
“Arkadaşım Mu, arkadaşım tin, arkadaşım Mu-Hittin…”
Seni gidi bal böceği, kim çözecek bu bilmeceyi?
Bu soru Antalya’dan çıkıyor.
Cezaevine uğrayıp geri dönüyor.
Telefon hemen titriyor.
Zaten hep elde.
MB:
“Arkadaşım ANT, arkadaşım ALYA… arkadaşım ANTALYA…”
Ardından sorular geliyor.
Soru gibi ama cevap yüklü.
Meclisler kalabalık mı?
Siyaset kendi gölgesiyle mi kavga ediyor?
Herkes konuşuyor da şehir neden susuyor?
Ve o ince alaylı final: “Tüm eski dostlarımdan bir haber yolla.”
Cevap gibi görünen bir sitem.
Sitem gibi görünen bir bilanço.
ANT:
“Bir gün göçtün gittin, inanamadık be Gülpembe…”
Bizim buralar sessiz.
Bizim ilçeler sensiz.
Sessizlik kelimesi burada rastgele değil.
Kalabalık var.
Gürültü var.
Ama ses yok.
MB:
Biri yazar, biri bozar.
Sayfalar birikir.
Üzülmüşüm neye yarar?
Keskin sirke küpüne zarar.
Bu bir hukuk dersi değil.
Bu bir hayat dersi.
Şehirden son bir mesaj düşüyor ekrana:
ANT:
“Yaz tahtaya bir daha,
tut defteri, kitabı…”
Artık bu bir mesaj değil.
Bu bir vicdan muhasebesi.
Bu hayali WhatsApp hattında ne küfür var ne hakaret.
Yalnızca şarkılar, imalar, göndermeler var.
Belki de Barış Manço’nun bize bıraktığı en büyük miras bu: En sert meseleleri bile zarafetle söyleyebilmek.
Bugün Antalya’ya bakarken yalnızca cezaevindeki bir belediye başkanını görmüyoruz.
Dosyaların arasında kaybolanları, bekleyenleri, sessizleşenleri görüyoruz.
Siyasetin satranç tahtasında yer arayanları, hamle kollayanları, seyredenleri görüyoruz.
Ve bütün bunların ortasında, bir şehrin kendine sorması gereken soruyu duyuyoruz: “Yârin seç” diyorlar.
Ama vefasız yâr seçilir mi?
Belki de bu yüzden gerçeği siyasetçilerin cümlelerinde değil, şarkıların satır aralarında arıyoruz.
Biraz Gülpembe, biraz Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, biraz Dönence…
Çünkü bazı gerçekler kürsülerde değil, hafızada durur.
Ve bazı soruların cevabı hiç yazılmaz.
Sadece okunur.
Görülür.
Ekranda hâlâ aynı mühür durur: “Görüldü.”
Yorumlar
Kalan Karakter: