Yağmur ve Kadı Sorunsalı
Kadı Kaçıran Yağmurlar Üzerine Bir Antalya Masalı
Antalya’da yağmur sıradan bir meteorolojik olay değildir.
Bazen gökyüzü, insan aklını sınayan bir bilgelikle eğilir şehrin üstüne; bazen de deli bir kız gibi saçlarını savura savura iner Toroslardan kıyıya.
İşte bu yazı, o deli kızla bir kadının, yani Deli Yağmur ile Kadı’nın masalıdır.
Deli Yağmur, Akdeniz’in ılık sularından buharlaşarak doğar.
Bulutlara yüklenir, Toroslara çarpar, yükselir, soğur, kabarır ve bütün birikmişliğini bir anda Antalya kıyılarına boca eder.
Homeros, İlyada ve Odysseia’da yağmuru boşuna anlatmaz: Zeus’un öfkesi, tanrıların uyarısı, doğanın insanı hizaya çağıran sesi der.
Demre, Kemer, Finike gibi dar kıyı ovalarında bulutların kaçacak yeri yoktur.
Sıkışırlar, hızlanırlar, daha da coşarlar.
Bu yüzden Antalya’da yağmur, biraz aceleci, biraz telaşlı, biraz da fazlaca delidir.
Karşısında ise Kadı vardır.
Yakışıklı, bilgili, vakur bir hukuk adamı.
Sadece mahkemeye bakmaz; şehrin nabzını tutar, düzenini sağlar: çarşı–pazar fiyat kontrolü, temizlik, çevre düzeni, yol, kaldırım, imar işleri, vakıf, cami, okul, hamam denetimi…
Kadı önemlidir.
Yükü ağırdır.
Peki kadı cahil miydi?
Binlerce yıldır aynı coğrafyada, aynı mevsimde, aynı inatla yağan bu yağmurdan habersiz olabilir miydi?
Değildi.
Ama o yıllarda meteoroloji istatistikleri yoktu.
Şehir planlaması, mühendislik bilimi, bugünkü kadar gelişmiş değildi.
İnternet icat edilmemiş, Google henüz insanlığın kaderine karışmamıştı.
Yani kadı cahil değildi; sadece çağının sınırlarıyla çevriliydi.
Bugünküler ise çağın bütün imkânlarıyla çevrili…
Ama dere yataklarıyla hâlâ barışık.
Yağmurun suçu neydi?
Aslında hiçbir şey.
O da coğrafyanın çocuğuydu.
Yüksek dağlar, dar ovalar, sıkışan bulutlar ne emrediyorsa onu yapıyordu.
Belki biraz abartıyor, biraz uzun tutuyordu ama suçlu değildi.
Bir gün kadı, dere yatağına kendine güzel bir konak yaptırdı.
Manzarası şahane, serinliği boldu.
Ve bekledi.
Deli Yağmur geldiğinde dere doldu, taştı, konağı da su bastı.
Kadı, can havliyle evini terk etmek zorunda kaldı.
Tam kaçarken, gökten yarı çıplak biri indi.
Kaslar mermer gibi, bakışlar şimşek.
Bu, Zeus’un eniştesi, yağmurun eski boyfriend’i Sixpack Sadettin’in ta kendisiydi.
Kadıya sarı bir yağmurluk uzattı: “Ben hepinize yeterim,” dedi.
(Basın bülteni henüz hazırlanmadığı için kimse fotoğrafını çekemedi.)
Ve gözden kayboldu.
O gün bugündür bu yağmurlara “Kadı kaçıran yağmur” denir.
Rivayet odur ki, kendisi ve kendisinden önce doğaya meydan okurcasına çarpık yapılaşmanın altına imza atan belediye başkanları da Sixpack Sadettin’in gazabından çekinir.
İşte bu yüzden, Antalya’da deli deli yağan her yağmurdan sonra bütün belediye başkanları sarı yağmurluklarını giyer, mahalle mahalle dolaşmaya başlar.
Bugün Antalya’da her şiddetli yağmurdan sonra belediye başkanları sel bölgelerini geziyor.
Oysa sorun yağmurda değil, hâlâ dere yataklarına yapılan binalarda.
Belki de bu yüzden, Antalya’da yağmur sadece toprağı değil, dere yataklarına yapılanları ve onları yapanların ortak hafızasını da yıkar.
Yorumlar
Kalan Karakter: