Bir zamanlar Antalya’da denize ulaşmak için haritaya, projeye, tartışmaya gerek yoktu.
Deniz zaten şehrin yanı başındaydı.
Mermerli Plajı hemen oradaydı.
Yanında Üç Adalar.
Biraz ötede Hıdırlık Kulesi’nin dibindeki kayalıklar.
Necip Bey Plajı…
Antalya büyüdü.
Deniz tarafı büyüdükçe yükseldi.
Yükseldikçe betonlaştı.
Betonlaştıkça deniz görünmez oldu.
İnsan sevdiği şeyi korumaya çalışırken bazen onu hareketsiz bırakıp çürütür.
Biz de biraz öyle yaptık.
Korumaya çalışırken doğru planlamadık.
Rant peşinde koşanların insafına bıraktık.

Merdivenle İnilen Meşhur Plajlar
Dünyanın en popüler plajlarına baktım.
Bazılarına ulaşmak için yüzlerce basamak iniliyor.
Navagio Beach.
Praia do Camilo.
Cala Macarella.
Fornillo Beach.
Bu plajların bazılarına 150–200 metreyi bulan falezlerden aşağı inilerek ulaşılıyor.
Ahşap merdivenler, çelik ankrajlar, doğal taş basamaklar…
Doğayla kavga etmeden.
Kayaya yaslanarak.
Manzarayı incitmeden.
Hepsi koruma altında.
Ama yasakla değil, planla korunuyor.
Doğru analizle.
Kısa vadeli rant aklına teslim olmadan.

Kaleiçi Hepimizin Göz Bebeği
Kaleiçi koruma altına alındıktan sonra uzun süre yasaklarla anıldı.
Neredeyse yok olurken 2006–2009 yılları arasında yeniden ayağa kalktı.
O günden sonra da hep yukarı doğru yükseldi.
Ancak planlama eksik kalınca bugün başka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Yatırdığı paranın karşılığını almak isteyen işletmeler kendi çözümünü arayınca:
Bezden gölgelikler duvarları yutuyor.
Tarihi cepheler görünmez oluyor.
Bir yanda “koruma” diyoruz, öte yanda plan yapmıyoruz.
Sök.
Yık.
Kapat.
Oysa mesele çok basit: Falezleri koruyarak, doğayla uyumlu merdivenler yapılabilir.
Erişim düzenlenerek kıyıya kontrollü inişler planlanabilir.
Kaleiçi’nde tarihi dokuya zarar vermeden, işletmelerle kavga etmeden, koşullar ve talepler konuşularak yeni bir planlama yapılabilir.
Çünkü koruma kapatmak değildir.
Koruma akılla yönetmektir.

Ortak Akıl Nasıl Gelişir?
Önce bu şehirde doğmuş ya da sonradan gelmiş herkesin ortak bir kimliği olmalı: “Antalyalı” olmalı.
Hepimiz birden “Antalya çocuğu” olmalıyız.
Neden mi?
Antalya’yı seven; falezine zarar vermez.
Ormanını yakmaz.
Plajına çöp bırakmaz.
Sokağını temiz tutar.
Lara’nın kum zambağına, Kaleiçi’nin kedisine, Eynif Ovası’nın yaban atlarına, Toroslar’ın karına sahip çıkar.

Bu Haftanın Başlıkları ve Umut
Son haftanın başlıklarına baktım.
Antalya Kent Tarihi Müzesi kapatılıyor.
Eynif’i yok eden su altı otoyolu tartışmaları.
Falezlerde kaçak asansörler ve tüneller.
Kaleiçi’nde yeni planlama talepleri ve yıkımlar.
Her başlık insanı biraz daha aşağı çekiyor.
Tam o sırada Antalyaspor sahaya çıkıyor.
Fenerbahçe maçında tribünden yükselen bir pankart:
“BİZ BİRLEŞİRSEK.”
Antalya cennetten bir köşe.
Ama cennet kendini korumaz.
Ancak gönülden bağlı insanlar koruyabilir.
Doğayla kavga etmeden.
Tarihi bezle örtmeden.
Denize sırtını dönmeden.
Ve çocuklarımıza, Kaleiçi’nde koşup merdivenlerden inerek maviye ulaşabilecekleri bir Antalya bırakabiliriz.
Biz birleşirsek.
Biz seversek.
Yorumlar
Kalan Karakter: