İnsan hayatı boyunca bir şeylerin peşinden gider. Kimi huzuru, kimi sevgiyi, kimi başarıyı, kimi de anlamı arar. Fakat çoğu zaman aradıklarımızın dış dünyada saklı olduğunu düşünürüz. Oysa Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’de işaret ettiği hakikat şudur: Arayışımız, iç dünyamızın aynasıdır. İnsan kalbinde ne taşıyorsa, gözleri de onu seçer. İçinde sevgi olan sevgiyi görür, içinde korku olan korkuyu büyütür, içinde umut olan karanlıkta bile ışığı fark eder. Bu yüzden aradığımız şey, aslında kim olduğumuzu ele verir.
Tasavvuf düşüncesine göre insanın en büyük yolculuğu dışarıya değil, kendi özüne doğrudur. Kişi neyin eksikliğini hissediyorsa, aslında o değerin kıymetini bilen biridir. Adalet arayanın içinde adalet duygusu, merhamet arayanın kalbinde merhamet tohumu vardır. Çünkü insan bilmediği, tanımadığı bir şeyi özlemez. Özlemek, bir hatırlayıştır; ruhun kendi kaynağını arayışıdır. Belki de bu yüzden hayat, bize sürekli aynalar sunar. Karşımıza çıkan insanlar, yaşadığımız olaylar, kurduğumuz hayaller hep iç dünyamızın yansımalarıdır.

Gerçek arayış, dışarıda bir şey bulmaktan çok, içimizde olanı fark etmektir. Eğer huzur arıyorsak, önce kalbimizi sakinleştirmeliyiz. Eğer sevgi arıyorsak, önce sevmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü insan, içinde ne varsa onu çoğaltır ve dünyaya yansıtır. Aradığımız şeyle aramızdaki mesafe, aslında kendimizle aramızdaki mesafedir. Kendine yaklaşan, aradığını da yakınında bulur.
O hâlde belki de sorulması gereken soru şudur: Gerçekten ne arıyorum? Ve daha da önemlisi, aradığım şeye ne kadar sahibim? Çünkü insan en çok, kendi özünde taşıdığı hakikatin peşinden gider.
Aradığın neyse, sen osun.
Yorumlar
Kalan Karakter: