Anadolu’nun tarihi, aslında tek bir milletin değil; gelip geçen güçlerin, yükselenlerin ve kaybolanların hikâyesidir.
Bu hikâyenin başında Hititler var. Anadolu’da merkezi bir güç kuran ilk büyük aktörlerden biri… Devlet kuruyorlar, düzen getiriyorlar, iz bırakıyorlar. Ama sonra bir gün Ailler, İyonlar ve Dorlar (Denizden Gelenler) Hititler’in topraklarını alıyorlar. Hititler sahneden çekiliyorlar. Ve ilginçtir, hikâye asıl ondan sonra hızlanıyor.
Yerlerini dolduranlar eksik olmuyor: Frigler, Lidyalılar, Urartular… Her biri kendi bölgesinde güçlü, ama hiçbiri bütünüyle “Anadolu” değil. Ve bu dönemde Anadolu sadece yerleşik krallıkların değil, dışarıdan gelen hareketli güçlerin de etkisi altındadır.
İskitler kuzeyden inerek Anadolu’ya kadar ulaşır; kalıcı bir devlet kurmaz ama varlıklarıyla dengeleri sarsar.
Bazen bu topraklarda kalıcı olanlar değil, sadece uğrayıp geçenler bile tarihin yönünü değiştirmeye yetmiştir.
Parçalı güçler, geçici hâkimiyetler… Anadolu’nun kaderi bir türlü tek elde toplanmaz.
Derken doğudan bir irade geliyor: Ahameniş İmparatorluğu. Bu kez Anadolu, dışarıdan yönetilen büyük bir sistemin parçasına dönüşüyor. Ama tarih burada da durmuyor. Sahneye bu kez genç bir figür çıkıyor: Büyük İskender. Asya Kıtası’nda Hindistan’a kadar, Afrika’da Mısır’a kadar geniş toprakları alıyor. Kısa sürede dengeleri altüst ediyor, fakat onun kurduğu düzen de kalıcı olmuyor. Büyük İskenderin 33 yaşında ölümünden sonra alınan topraklar kaybediliyor.
Ardından gelen Helenistik krallıklar—Seleukos İmparatorluğu ve Bergama Krallığı bir geçiş dönemi gibi. Ne tam başlangıç, ne de kalıcı bir son…
Sonra sahneye asıl “düzen kurucu” çıkıyor: Roma İmparatorluğu. Anadolu uzun süre ilk kez bu kadar istikrarlı bir yönetim görüyor. Roma ikiye bölündüğünde ise bu mirası Bizans İmparatorluğu devralıyor. Yüzyıllar boyunca süren bir devamlılık…
Ama tarih, Anadolu’da hiçbir zaman tek bir çizgide akmıyor. 1071 ile birlikte yeni bir sayfa açılıyor. Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile başlayan süreç, Anadolu Selçuklu Devleti ile kök salıyor.
Ve sonra, küçük bir beylik sessizce büyüyor: Osmanlı İmparatorluğu. Yüzyıllar boyunca sadece Anadolu’nun değil, geniş bir coğrafyanın kaderini belirleyen bir güce dönüşüyor.
Son perde ise modern zamanlara ait: Türkiye Cumhuriyeti.
Bütün bu tabloya uzaktan bakınca insanın aklına şu geliyor:
Anadolu’da hiçbir güç “son söz” olmamış. Her gelen, kendinden öncekini silmemiş; sadece üzerine bir katman daha eklemiş.
Belki de bu yüzden Hititler için üzülüyorum.
Çünkü onlar sadece bir başlangıçtı. Ama her başlangıç gibi, en çok unutulan da onlar oldu.
Özetle Anadolu tarihi:
“Hitit, Frig, Lidya, Pers, İskender, Helen, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye”
Yorumlar
Kalan Karakter: