Varlığın başlangıcı çoğulluk değildir; çoğulluk, birliğin kendini görünür kılma biçimidir. Tek olan, kendi içinde hiçbir ayrım taşımayan bir bütünlük halinde bulunur. Ancak bu bütünlük, görünür dünyada parçalar halinde deneyimlenir.
Gül, ruh ve akıl bu parçalanmanın sembolleridir. Onlar aslında ayrı varlıklar değil, tek bir kaynağın farklı yoğunluklarda ortaya çıkmış görünümleridir.
Maddeleşme, varlığın kendi üzerine katlanmasıdır. Tek olan, kendini sınırlar, biçimlere girer ve böylece gül olur, ruh olur, akıl olur. Bu süreçte birlik görünüşte çoğulluğa dönüşür. İnsan zihni bu çoğulluğu gerçek sanır; oysa bu yalnızca bir görünüş düzenidir. Her varlık, kendisini ortaya çıkaran kaynağın izini taşır.
Fakat varlık yalnızca ortaya çıkma hareketinden ibaret değildir. Aynı zamanda bir geri dönüş hareketi de içerir. Her biçim, zaman içinde çözülür; her ayrım erir. Gül solduğunda, akıl sustuğunda ve ruh kendi sınırlarını aştığında, varlık yeniden o ilk bütünlüğe yaklaşır. Bu nedenle yok oluş, mutlak bir kayıp değil; ayrımın ortadan kalkmasıdır.
Bu açıdan bakıldığında “yutulma” ve “erime”, bir felaket değil, varlığın kendi doğasına geri dönmesidir. Çoğulluk, birliğin kısa süreli bir ifadesidir. Sonunda tüm biçimler, kendilerini var eden sessizliğe geri çekilir.
Böylece gül, ruh ve akıl aslında üç ayrı şey değildir. Onlar tek bir varlığın, farklı düzlemlerde görünen üç gölgesidir. Gölge kaybolduğunda geriye yalnızca ışık kalır.
Yorumlar
Kalan Karakter: