1915’in puslu bir sabahıydı…
Boğaz’ın suları ağır ağır akıyor, ufukta beliren düşman gemileri bir milletin kaderine yöneliyordu. O gün, Çanakkale Savaşı sadece bir cephe değil, tarihin kalbinin attığı yer olacaktı.
Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler siperlerdeydi. Kimi on yedisinde, kimi yirmisinde… Omuzlarında tüfek, ceplerinde analarının duası. Korku vardı ama korkudan büyük bir şey daha vardı: Vatan.
Bir Mehmet düşün… Anadolu'dan gelmiş, siperin içinde diz çökmüş, toprağı avuçlarının arasına almış. Çünkü o toprak artık yalnızca toprak değildir; namustur, bayraktır, geçmiş ve gelecektir.
Düşman üstün teknikle saldırıyordu. Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı: imanla çarpan yürek. İşte o anlarda, Anafartalar’da yankılanan bir ses, bir milletin kaderine yön verdi:
Mustafa Kemal Atatürk: “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.”
Cephede mermiler yağmur gibi yağıyordu. Açlık, susuzluk vardı; ama geri çekilmek yoktu. 57. Alay adını tarihe yazdı. Birçoğu geri dönemedi; ama arkalarında yıkılmayan bir irade bıraktılar.
Çanakkale’de Mehmetçik, cephanesi bittiğinde süngüsüne sarıldı, süngüsü kırıldığında göğsünü siper etti. Çünkü ardında bir milletin namusu vardı.
Bugün o topraklara giden herkes, rüzgârın başka estiğini hisseder. Şehitler Abidesi’nin gölgesinde dururken insanın kalbine ağır ama onurlu bir duygu çöker. Çünkü orada yatanlar bize sadece bir zafer değil; bir sorumluluk bırakmıştır.
Çanakkale ruhu; Birlik olduğunda aşılmayacak engel olmadığını bilmektir.
Ve şimdi…
Boğaz’ın suları yine akıyor. Gökyüzü mavi. Ama toprağın altında yatanlar sessizce fısıldıyor:
“Biz can verdik ki siz yaşayabilesiniz.
Biz düştük ki bayrak düşmesin.”
Çanakkale, bir savaşın adı değil;
Bir dirilişin, bir şahlanışın, bir onurun adıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: