Syedra Antik Kenti’nde bulunan yaklaşık 1500 yıllık bir mozaikte yazan cümle, bugün bile düşündürüyor: “Kıskananlar çatlasın.”

Kıskananlar çatlasın
Syedra Antik Kenti’nde yapılan kazılarda ilginç bir mozaik bulundu. Yaklaşık bin beş yüz yıllık bir evin girişinde Antik Yunanca bir cümle yazıyor: “Kıskananlar çatlasın.”
Demek ki insanlık çok değişmiyor.
Taş değişiyor, şehir büyüyor, arabaların markası değişiyor ama insanın içindeki o küçük kıpırtı aynı kalıyor: merak, kıyas, kıskançlık.
Hepimiz biraz Syedralıyız.
Hepimiz Syedra çocuğuyuz.
Çocukken mahalledeki basketbol sahasında başlardı hikaye.
Sırayla oynanacak maç yüzünden tartışmalar çıkardı.
Ses yükselirdi ama kimse kimseye vurmazdı.
Ağır küfürler edilmezdi.
Birisi mutlaka araya girerdi: “Abi dur… Antalya çocuğuyuz.”
O cümle bir frendi.
Bir mahalle anayasası.
Sonra büyüdük.
Syedra’dan günümüze taşınan genler harekete geçti.
“Sen nereyi kazandın?”
“O hangi üniversiteyi bitirdi?”
“En güzel kız kimle?”
“En yakışıklı erkek kiminle?”
Biraz daha büyüdük.
“Arabası ne marka?”
“Ne iş yapıyor?”
“Kaç para kazanıyor?”
Daha da büyüdük.
Antalya siyasetinde aynı sorular başka kılıklar giydi:
“Aman boş adam işi…”
“Bu cahil anlamaz…”
“Siyasetçiler sahtekâr olur abi…”
“Yemiştir bu…”
“Uğraşma bu işlerle…”

İnsan 1500 yılda neden değişmedi?
Bin beş yüz yıl önce Syedra’da yaşayan o zengin ev sahibi dedemiz de muhtemelen tam bu soruların ortasındaydı.
Hayal ediyorum.
Syedralı, yani tam bir Syedra çocuğu.
Şehrin en güzel kızıyla evlenmiş.
Biraz ticaret yapmış, biraz siyaset.
Başkente gidip gelmiş.
Çevresi genişlemiş.
Denize bakan güzel bir ev yaptırmış.
Ama bir şeyi de çok iyi biliyormuş:
Bu toprakların kadim sporunu.
Bir şeyi küçümsemek.
Hor görmek.
Hiçbir şey yapmadan uzaktan akıl vermek.
Bizde bazen refleks gibidir.
Syedralı abimiz güzel bir ev yaptırmış.
Sonra bir gün evinin önünde durmuş.
Yerden birkaç taş toplamış.
Ve kapının girişine o mozaiği yaptırmış:
“Kıskananlar çatlasın.”
Belki de farkında olmadan Anadolu’nun kadim bir atasözünü söylemiş.
Aradan bin beş yüz yıl geçmiş.
Şehir büyümüş.
Antalya milyonların yaşadığı bir turizm başkentine dönüşmüş.
Ama bazen insanın aklına aynı soru geliyor:
Gerçekten değiştik mi?
Bugün de biri iyi bir iş yaptığında, güzel bir yatırım kurduğunda, memleket için bir şeyler üretmeye çalıştığında ya da siyasette bir yere geldiğinde ilk refleksimiz çoğu zaman aynı değil mi?
“Nasıl yaptı acaba?”
“Kesin bir şey vardır…”
“Bir araştırmak lazım…”
Belki de Syedralı o ağabey insan doğasını çok iyi anlamıştı.
Kapısına yazdığı cümle sadece komik bir meydan okuma değildi.
Bir mesajdı.
Bir şehir duvar yazısıydı.
Bin beş yüz yıl öncesinden bugüne ulaşan taş gibi bir cümle: Kıskananlar çatlasın.
Ama Anadolu’nun başka bir cümlesi de var: “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.”
Biz yine de çalışmaya devam edelim.
Antalya için.
Bu şehir için.
Çünkü bir Syedra çocuğu böyle yapardı.
Ee…
Biz de Antalya çocuğuyuz.
Yorumlar
Kalan Karakter: