Bazen insan yorulduğunu koşarken fark etmiyor. Günün içinde akıp gidiyorsun; bir işten diğerine, bir düşünceden ötekine. Her şey olağan, her şey yapılması gereken gibi. Asıl yorgunluk durduğunda geliyor.
O an anlıyorsun ki mesele ne kadar koşturduğun değil, ne zamandır durmadığın.
Günler böyle geçiyor. Sabah başlıyor, akşam bitiyor. Arada cevaplanan mesajlar, yetişilen planlar, ertelenen molalar var. Kimse bilerek kendini yormuyor aslında. Sadece durmayı hep sonraya bırakıyoruz. Sanki durursak bir şeyleri kaçıracakmışız gibi.
Oysa insan bazen durduğunda geride kalmıyor, aksine yerine oturuyor. Zihnin gürültüsü azalıyor, bedenin temposu yavaşlıyor. O ana kadar “acil” sandığın şeylerin çoğu sessizce önemini kaybediyor. Yerine daha basit ama daha gerçek sorular geliyor.
Belki de bazı yorgunluklar uykusuzluktan değil. Ne yaptığımızı, neden yaptığımızı ve nereye yetişmeye çalıştığımızı unutmaktan geliyor. Koşmak başlı başına bir sorun değil; ama durmadan koşmak, insanı kendinden uzaklaştırıyor.
Bazen bir yürüyüş, bazen kısa bir sessizlik, bazen de hiçbir şey yapmamak yetiyor. Büyük kararlar almaya gerek yok. Hayatı baştan düzenlemeye de. Sadece durup kendine bakmak, “ben ne yapıyorum” demek bile hafifletiyor.
Belki mesele daha az koşmak değil.
Belki mesele, ara sıra durmayı hatırlamak.
Çünkü insan bazen durduğunda, gerçekten yol alıp almadığını fark ediyor.
Esenlikle kalın
Yorumlar
Kalan Karakter: