Bazı hikayeler yalnızca hikaye değildir
yıllar sonra bile bilim insanlarının psikologların ve nörologların dönüp tekrar baktığı semboller taşır. Alice Harikalar Diyarında da tam olarak böyle bir eserdi. Çünkü Lewis Carroll’un yarattığı dünya yalnızca fantastik bir evren değil insan algısının bozulduğu bir zihinsel deneyim gibiydi
Ve ilginç olan şu ki yıllar sonra nörolojide gerçekten buna benzeyen bir sendrom tanımlandı
Alice in Wonderland Syndrome yani Alice Harikalar Diyarında Sendromu
Bu sendromu yaşayan kişiler nesneleri olduğundan çok büyük ya da çok küçük görebiliyor. Kendi elleri odanın içindeki eşyalar hatta aynadaki yansımaları bile onlara farklı görünebiliyor. Bazıları zamanı yavaşlamış hissediyor bazıları mesafeleri yanlış algılıyor. Gerçeklik tamamen kaybolmuyor ama beyin onu farklı yorumlamaya başlıyor
Peki bu isim neden verildi
Çünkü romandaki sahneler bu algı bozukluklarını şaşırtıcı şekilde andırıyor. Alice bazen küçülüyor bazen devleşiyor. Bir koridor ona sonsuz uzunlukta geliyor. İçtiği bir şişe ya da yediği küçük bir tart sonrası beden algısı değişiyor. Aslında kitap boyunca fizik kuralları değil algı değişiyor
Özellikle meşhur “Eat Me” yazılı tart sahnesi bu yüzden dikkat çekici
Alice tartı yedikten sonra bedeninin aniden büyümesi günümüzde sendromda görülen “makropsi” denen algı bozukluğuna benzetiliyor. Yani kişinin nesneleri ya da kendisini olduğundan büyük algılaması. Tam tersi olan mikropsi ise her şeyi küçülmüş gibi hissettirebiliyor
Bu yüzden bilim dünyası Lewis Carroll’un anlattığı dünyanın sıradan bir hayal gücünden fazlasını taşıdığını düşündü. Hatta bazı teorilere göre Carroll’un kendisinin de migren ataklarına bağlı algı bozuklukları yaşadığı ve bunları bilinçsiz şekilde eserine yansıttığı konuşuldu
Belki de bu hikayeyi bu kadar etkileyici yapan şey buydu
çünkü insanı korkutan şey canavarlar değil zihnin bir anda gerçekliği farklı göstermesi
Modern dünyada ise bu sendrom yalnızca tıbbi bir durum gibi durmuyor. İnsanlar artık olayları gerçek boyutuyla değil zihninin büyüttüğü ya da küçülttüğü haliyle yaşamaya başladı. Küçük problemler devleşiyor önemli şeyler sıradanlaşıyor zaman hızlanıyor insanlar birbirine yaklaşırken duygusal olarak uzaklaşıyor
Belki de beyaz tavşanın peşinden gitmek hiçbir zaman yalnızca bir macera değildi
belki insan zihninin kontrolünü kaybetmeden önce başlayan o merak duygusuydu. Çünkü bazen insanın en karmaşık yolculuğu dış dünyaya değil kendi zihninin derinliklerine oluyor.
Esenlikle kalın…
Yorumlar
Kalan Karakter: