Hıdırellez gecesi geldi.
Antalya’da dilekler yine gül ağaçlarının altına bırakılacak, sabah denize emanet edilecek. Ama bu yıl dilekler biraz farklı. Daha ağır. Daha gerçek. Çünkü Antalya’nın gündemi, umutla örtülemeyecek kadar yoğun.
Geçen yazılarımda Hıdırlık Kulesi’nin adının nereden geldiğini anlatmıştım.
Taşın diliyle konuşmuş, geçmişin izinden bugüne bakmıştım.
Bugün ise başka bir eşiğin önündeyiz.
Gece yarısı dileklerimizi bırakacağız.
Sabah olunca, Hıdırlık’ın yanından denize salacağız.
Belki olur, belki olmaz.
Ama insanın içini asıl ısıtan, o dileği kurduğu andır.
Çünkü umut etmek, başlı başına bir kazançtır.
Fakat bu yılın dileği biraz daha ağır.
Biraz daha gerçek.
Antalya’nın son bir yıldır içine sıkıştığı o bitmeyen gündem…
Operasyonlar, mahkeme süreçleri, açıklamalar, videolar, görevden almalar…
Bir döngü var. Dönüyor.
Ve bu döngü, şehri yoruyor.
Oysa Antalya’nın bekleyen daha büyük meseleleri var.
Yakın coğrafyada süren savaşların turizme etkisi…
Beklenen turist sayısındaki düşüş…
Buna bağlı olarak esnafın, işletmelerin daralan nefesi…
Azalan ciro.
Düşen kârlılık.
Ve bunun şehrin sosyal hayatına yayılan sessiz etkisi…
Ve trafik…
Artık bir noktadan bir noktaya gitmek, sabır sınavına dönmüş durumda.
Zaman akmıyor, birikiyor.
Çözüm ise hâlâ somut bir adım bekliyor.
Bütün bu başlıkların arasında Antalya’nın gündemi, olması gereken yerden uzaklaşıyor.
Şehri ileri taşıyacak konular yerine, yoran başlıklar öne çıkıyor.
Bugün Hıdırellez.
Bugün sadece dilek dileme günü değil, yön seçme günü.
Benim dileğim basit ama büyük:
Antalya’da mutlu insanların yaşaması.
Çocukların sokakta korkusuzca gülmesi.
İnsanların birbirini farklılıklarıyla kabul etmesi.
Saygının, sevginin, aklın ve ortak hedeflerin bu şehri yönetmesi.
Gece yarısı dileklerimizi gül ağacının altına bıraktık.
Sabah, denize emanet edeceğiz.
Belki kabul olur, belki olmaz.
Ama bu şehir, umut etmeyi bırakmadığı sürece
her zaman yeniden başlayabilir.
Her şey güzel olsun gari.
Yorumlar
Kalan Karakter: