Antalya’da 2020 yılında dönemin mülkiye müfettişi, bugün ise başmüfettiş olan Mehmet Uğur Kılıç imzasıyla hazırlanan resmi bilgi notu, devletin kendi kayıtlarına geçmiş ağır tespitlere rağmen yıllardır işlem yapılmayan bir dosyayı yeniden gündeme taşındı.
Raporda açıkça ihale var, kamu zararı var, liyakat sorunu var ve risk var. Buna rağmen aradan geçen altı yıla yakın sürede somut bir sonuç ortaya çıkmaması, “tespit var ama irade yok” eleştirilerini beraberinde getirdi.
Müfettiş bilgi notunda, Yatırım İzleme Müdürlüğü görevini yürüten harita teknikeri Vefa Aybar’ın 2019 yılı ihale süreçlerinde hak edişlerde gerekli hassasiyeti göstermediği ve işlemlerin eski fiyatlar üzerinden yürütülmesi nedeniyle kamu zararına yol açıldığı net şekilde ifade ediliyor. Üstelik bu sadece genel bir değerlendirme değil; rakamlar kalem kalem yazılarak Buna göre: Doruk Yapı End. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan Kepez Güverin Fen Lisesi işinde 1.410.123,51 TL … Ned-San San. ve Tic. A.Ş. tarafından yürütülen Konyaaltı Hurma Mesleki ve Teknik Lisesi’nde, iflas ve fesih sonrası 963.219,59 TL…Geskon İnş. Ltd. Şti. tarafından yapılan Korkuteli İmam Hatip Lisesi’nde 272.469,88 TL…Yine Doruk Yapı End. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan Kepez Kütükçü Mesleki ve Teknik Lisesi’nde 423.207,70 T olmak üzere toplamda milyonlarca liralık kamu alacağının tahsil edilemez hale geldiği resmi belgeye girmiş.

Konu bu kadarla sınırlı kalmadı. Dahası var. Yine raporda, Kepez Güverin Fen Lisesi yapım işiyle ilgili olarak Vefa Aybar hakkında 4483 sayılı yasa kapsamında soruşturma izni verildiği ve 2019’da açılan davanın hala sürdüğü açıkça belirtiliyor. Yani dosya sadece idari bir tespit değil, aynı zamanda yargıya taşınmış bir süreci doğuruyor.
Ancak belgenin en ağır kısmı mali kayıplardan bile öteye geçiyor. Raporda, harita teknikeri unvanlı bir kişinin; proje hazırlık, ihale, hak ediş, kabul ve kesin hesap gibi teknik ve mali açıdan kritik süreçlerde onay mercii olarak görev yaptığı, fakat bu görevleri yerine getirecek yeterlilikte olmadığının hem mülkiye müfettişleri hem de Sayıştay denetçileri tarafından tespit edilmiş. Açık ifadeyle, liyakat dışı bir görevlendirmenin kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını engellediği kayda geçirilmiş.

Nitekim aynı kişi daha sonra görevden alınarak Rehberlik ve Denetim Şube Müdürlüğü’ne atanıyor. Ancak asıl tartışma burada başlıyor: Bu kadar ağır tespitlere rağmen kamu zararının tahsil edilip edilmediği, sorumlular hakkında ne işlem yapıldığı ve sürecin neden sonuçlandırılmadığı ise gizemini koruyor.
Denetim 2020’de tamamlandı. Dosyada 2019’da açılmış bir dava var. Bugün takvim 2026’yı gösteriyor. Ortada hâlâ net bir sonuç yok. İşte bu tablo, sorunun tek başına “bir ihale hatası” olmadığını ortaya koyuyor. Sorun, hatanın görülmesine rağmen gereğinin yapılıp yapılmadığı, üstelik bir okul yapımında yaşanan süreçler akıl almayan olaylarla anılıyor. Olayın maddi kısmıyla beraber; denetim, teknik yeterlilik ve doğrudan kamu güvenliği raporda açıkça belirtiliyor. Türkiye’nin deprem gerçeği hatırlatılarak bu tür liyakat eksikliklerinin sorumluları ise hala konuyla ilgili açıklama yapamıyorlar.
Bugün kamuoyunun önünde çok basit ama cevabı verilmeyen sorular duruyor: Milyonlarca liralık kamu zararı tahsil edildi mi? Sorumlular hakkında hangi işlemler yapıldı? 2020’de yazılan bu rapor neden hala sonuç doğurmadı?
Devlet kendi raporunda görmüş, yazmış, uyarmış. Ama ya gereğini yapmamış… ya da yaptığını kamuoyuna açıklamamış. Her iki ihtimal de ağır. Ve bu dosya, tam olarak bu yüzden kapanmış değil.
Yorumlar
Kalan Karakter: