İsrail Bakanlar Kurulu, 1915 yılında yaşanan Ermeni tehcirini “soykırım” olarak tanıma kararı aldı. Hem de oybirliğiyle! İsrail’in bu konuda aniden kabaran tarih merakının, Türkiye-İsrail ilişkilerinin belki de tarihinin en gergin döneminde alınmış olması hiç de tesadüf değildir. İsrail, görünüşe göre Türkiye’ye karşı yeni bir cephe açma hevesinde.
Oysa yakın zamana kadar tablo çok farklıydı.
Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülkeydi. İki ülke yıllarca istihbarattan savunma sanayisine kadar birçok alanda yakın işbirliği yaptı. ABD’de etkili Yahudi kuruluşları da uzun yıllar Ermeni iddialarının Türkiye aleyhine resmi kararlara dönüşmemesi için Ankara’nın tezlerine destek verdi ya da en azından karşı cephede yer almadı.
Peki ne değişti?
*****
Son yıllarda Türkiye ile İsrail, Gazze’den Suriye’ye, Doğu Akdeniz’den bölgesel nüfuz mücadelesine kadar hemen her başlıkta karşı karşıya gelmeye başladı. Bugün İsrail’in attığı bu adım da yalnızca geçmişi değerlendiren tarihi bir karar olarak değil, Türkiye’yi uluslararası alanda sıkıştırmaya yönelik yeni bir siyasi hamle olarak okunabilir.
Üstelik bugün İsrail’i yöneten koalisyon, ülke tarihinin en sağcı ve en dinci hükümetlerinden biri. Güvenlik kaygıları ile dini referansların iç içe geçtiği bu anlayış, bölgesel siyaseti de daha sert bir çizgiye taşıyor. Bu nedenle İsrail’in son yıllardaki politikaları yalnızca savunma refleksi olarak görülemez, tam tersine giderek daha saldırgan ve yayılmacı bir stratejidir.
Buna tarih tartışmasının da eklenmesi tesadüf değildir.
*****
Belki de bu karar, Türkiye ile İsrail arasında yeni bir dönemin başlangıcını simgeliyor. Bu, yarın iki ülkenin savaşa gireceği anlamına gelmez. Ancak devletler yalnızca bugünü değil, en kötü ihtimalleri de düşünmek zorundadır. Diplomatik cepheleşmelerin zaman içinde daha büyük krizlere dönüşebildiğini tarih bize defalarca göstermiştir.
Tam da bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Türkiye bir NATO üyesi. Eğer bir gün Türkiye ile İsrail doğrudan karşı karşıya gelirse, Amerika Birleşik Devletleri hangi tarafta duracaktır?
Washington’un ilk tercihi kuşkusuz böyle bir çatışmanın hiç yaşanmaması olacaktır. Ancak ABD’nin İsrail’e verdiği güçlü siyasi ve askeri destek de ortadadır. İşte tam da bu nedenle bu soru artık eskisinden çok daha anlamlıdır.
Bugün başkentte kırmızı halılar sererek ağırladığımız dostların, yarının krizlerinde gerçekten nerede duracağını sorgulamak zorundayız. Dış politika yalnızca bugünün fotoğrafına bakılarak değil, yarının ihtimalleri hesap edilerek yürütülür. İsrail’in son kararı da bize bunu bir kez daha hatırlatıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: