Seramik, insanın toprağa dokunduğu ilk andan itibaren başlar. Bu dokunuş yalnızca fiziksel değildir; ontolojik bir temas içerir. İnsan, çamuru yoğururken aslında kendi varoluşunu şekillendirir. Çünkü çamur, biçimsizliğin potansiyelidir; henüz olmamış olanın imkânıdır.
Toprak, doğanın sessiz hafızasıdır. İçinde geçmiş medeniyetlerin tozunu, yağmurun izini, ateşin hatırasını taşır. Seramik sanatçısı bu hafızayla çalışır. O, malzemeye hükmetmez; onunla müzakere eder. Çamur direnç gösterir, çöker, çatlar. Bu çatlaklar, insanın kırılganlığının izleridir.
Ateş ise bir sınavdır. Fırın, dönüşümün mekânıdır. İçeri giren nesne ile çıkan nesne aynı değildir. Ateş, çamuru sertleştirirken sanatçının sabrını da katılaştırır. Bu süreç, varoluşun metaforudur: İnsan da deneyim ateşinden geçerek biçim kazanır.

Seramiğin en büyük felsefi gücü kırılganlığındadır. Dayanıklıdır ama düşerse parçalanır. Tıpkı insan gibi. Bu nedenle seramik, hem kalıcılığın hem de faniliğin simgesidir.
Boşluk ise seramiğin görünmeyen özüdür. Bir vazonun anlamı, içindeki boşlukla ilgilidir. Form, boşluğu çevreler. İç ile dış arasındaki bu gerilim, insanın iç dünyası ile dış gerçekliği arasındaki ilişkiye benzer.

Sonuçta seramik; doğa ile kültür, tesadüf ile kontrol, kırılganlık ile kalıcılık arasındaki diyalogdur. Toprağa biçim vermek, aslında zamana biçim vermektir.
TERRATALYA KOLEKTİF
“DOKUNUŞTA KALAN HAFIZA” temalı seramik sergisi ALPEK SANAT’ta sanat severleri bekliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: