İnsan bazen bir yola çıkar; hayallerle, dostluklarla, omuz omuza verilen sözlerle… Yolun başında herkes aynı heyecanı taşır. Aynı sofrada oturulur, aynı umut paylaşılır, aynı zorluklara birlikte göğüs gerilir. Fakat yol uzadıkça, bazı insanların yükü ağırlaşmaz; vicdanı hafifler.
“Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişmek” işte tam da bu hafifliğin adıdır. Dün omuz omuza yürüdüğünü, bugün bir kalabalıkta tanımazdan gelmek… Dün seninle aynı rüyayı kuranı, bugün daha parlak bir ihtimal uğruna geride bırakmak… Bu bir değişim değil, bir çözülüştür.
Modern hayat insanı hızlandırdı. Hızlanan insan sabrı unuttu, sabırsız insan vefayı. Artık ilişkiler menfaat terazisinde tartılıyor. Kim daha güçlü, kim daha popüler, kim daha faydalıysa yön oraya dönüyor. Oysa gerçek bağlar, zor zamanlarda sınanır. Yol çamurluyken yanında kalan, yol düzgün olduğunda da kalandır.
En acısı da şudur: İnsan bazen başkasına değil, kendine yabancılaşır. Başlangıçta inandığı değerlere, verdiği sözlere, savunduğu ilkelere… Bir gün aynaya baktığında yüzü tanıdıktır ama ruhu yabancı. Çünkü yolda bulunan geçici çıkarlar, kalıcı karakterin yerini almıştır.
Oysa asıl erdem; yol uzadıkça büyüyebilmek, güçlendikçe alçakgönüllü kalabilmek, yeni kapılar açıldıkça eski kapıları çarpmamaktır. İnsan yol boyunca yeni insanlar tanıyabilir; ama bu, eskileri harcamak anlamına gelmez.
Sadakat bir zayıflık değil, karakter gücüdür. Vefa geçmişe saplanmak değil, geçmişi inkâr etmemektir. Ve insanın gerçek değeri, makam ile değil; makamı alırken kimi yanında tuttuğuyla, vefayı unutmamakla ölçülür.
Çünkü bazı insanları yol değiştirir, bazılarını yön değiştirir, bazıları ise bu karmaşada vefasız olarak kalır.
Yorumlar
Kalan Karakter: