Sibel Özdoğan, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü'nde eğitim almış. Seramik markası Buselique'i kurmuş. Sanatçı, insan bedeni ve omurga yapısıyla soyut ve somutu buluşturan çalışmasıyla beden, yapı ve hafıza temalarını işlemiş.
Omurga, duruş, karakter, direnç, hayata karşı tavır anlamına geliyor. Bir insanın “dik durması” sadece fiziki değildir.
Onurlu olmak, vazgeçmemek, yük altında kırılmamak da bir omurga meselesidir.

Sibel Özdoğan’ın esrindeki sohbette İnsan konuşur, bina cevap verir.
İnsan: Ben yük taşırım. Görünmez ağırlıklarım var; sözler, hatıralar, pişmanlıklar. Hepsi sırtıma biner. Omurgam sessizce katlanır. Ama yine de ayakta dururum.
Bina: Ben de yük taşırım.
Betonun, çeliğin, rüzgârın ağırlığını taşırım Katlar omurlar gibi üst üste dizilir içimde. Benim de bir omurgam var-çekirdeğim. Görmezler ama o olmazsa çökerim.
İnsan: Bazen eğilirim, yorgunluktan, hayattan.
Omurgam hafifçe bükülür;
duruşum değişir, ruhum değişir.
Bina: Ben de sallanırım. Rüzgâr geldiğinde, deprem dokunduğunda. Ama içimdeki çizgi beni yeniden doğrultur. Çünkü sağlamlık, görünmeyen yerde başlar.
İnsan: Benim omurgam sinir taşır. Hissettiğim her şey oradan geçer. Acı da sevinç de.
Bina: Benim omurgam merdiven taşır. Adımlar oradan yükselir. İnsanlar kalbime oradan ulaşır.
İnsan: Ben düşersem canım yanar.
Bina: Ben düşersem şehir susar
İnsan: Demek ki ikimiz de içeriden ayaktayız.
Bina: Evet, sen etten bir beden, ben taştan bir bedenim, ama ikimiz de
omurgamız kadar güçlüyüz. Ve ikimiz de içimizdeki o dik çizgiye sadık kaldığımız sürece
yıkılmayız.
Bu tatlı sohbet devam ederken, konuklar da Terratalya Kolektif “Dokunuşta Kalan Hafıza” temalı seramik sergisini ALPEK SANAT’ta izliyorlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: