Endişe Etme..!
Reklam
Reklam
Ayla ÇEKİÇ

Ayla ÇEKİÇ

Endişe Etme..!

27 Nisan 2020 - 07:40

Şemsi Tebrizi’nin Aşk romanında geçen 40 kuralından birinde der ki;
“Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat, sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme...
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Virüs endişesi nedeni ile toplumun hissettiği endişe bana bu kuralı hatırlattı.
Zira mesele, önümüzdeki karantina süreci sonrası bizlere ve dünyaya ne olacağı sorusuyla kısıtlı değil.
Bir o kadar önemli bir başka konu da, endişe ile geçirdiğimiz bu zamanın bizi nasıl değiştireceği.
İzolasyonlu, temassız, korku maskelerinin ardından çıkan insanlar neye benzeyecek?”
İnsanların yakın gelecekleri ile ilgili tüm planlarının ani bir biçimde değişmesi söz konusu olduğu bir zamanda, nasıl bir ruh haline dönüşeceğiz?
Nitekim ölüm korkusu bireysel bir meseleden kolektif bir soruna evrildi.
Öyle ki, bizlere günlük fiziksel karantinadan daha fazlasını talep eden ortak bir tehdide dönüşmüş halde.
Tehdidin başlıca unsurları, can kaybı, ekonomik yoksunluk, gelecek kaygısı gibi unsurlar olmakla beraber, uzun soluklu baş edilmesi gereken ruh sağlığı gibi görünüyor.
Geçmişte yaşanan salgınlar sonrası yapılan araştırmalara göre, bazı risk faktörleri şöyle;
1-Karantinaya bağlı yalıtılma nedeniyle sıkılmak ve engellenmiş hissetmek: Kişinin günlük rutinini (günlük ev ve iş faaliyetleri, ihtiyaçlar için alışveriş gibi) sürdürememesi, çevresindekilerle sosyal ve fiziksel temasının kısıtlanması
2-Yaşam rutininin belirgin biçimde bozulması: Hareket alanının ve temasın kısıtlanması nedeniyle yaşamın olağan akışında olduğunu hissettiren alışkanlıkların yerine getirilememesi
3-Kaynaklara ve düzenli tıbbi bakıma erişimde yetersizlik: Su, gıda maddelerinin yetersizliği, giysilerini sık değiştirememek, ilaçlar reçete ettirip alamamak, termometre, maske gibi malzemelere ulaşamamak
4-Hastalığın yaygınlığı ve karantina süresiyle ile ilgili yetersiz bilgi: Sağlık otoritelerinin salgınla ilgili yeterli bilgi vermemesi, gecikmiş bir biçimde vermesi, net olmayan yönlendirmeler yapması, karantinanın nedenini açık bir biçimde ortaya koymaması, hastalığın yaygınlığı ile ilgili şeffaf olunmaması
5-Bulaş ve korunma yollarıyla ilgili yetersiz bilgi: Hastalığın kendisine bulaşması ve hassas gruplara bulaştırma endişesi
6-Karantina süresinin uzun olması Daha ne kadar uzayabileceğini bilememek
7-Virüs ile infekte olduğu veya diğerlerini infekte edeceğiyle ilgili tasalanma: Bedeninden gelen uyaranlara, yakınmalara aşırı dikkat kesilme ve sağlıkla ilişkili endişeler (küçük çocuklara, gebelerle, yaşlılara vb),
8-Sağlık çalışanları için: Yeterli koruyucu ekipmanın temin edilmemesi, zorlu çalışma koşulları ve infekte etme endişesine bağlı olarak yakınlarıyla temas etme olanağının kalmaması...
Yukarıda yazılanlar göz önüne alındığında karantinanın ruhsal etkileri bakımından en fazla risk altında olanlar sağlık çalışanları olsa da, tüm bu risk faktörleri, ruhsal hastalıklara yatkınlığı olsun olmasın toplumun pek çoğunda belirebilir.
O nedenle sözlerimi Şemsi Tebriz’in diğer bir kuralı ile bitirmek istiyorum.
“Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.”
Sağlıkla kalın...
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum