MİGREN İLE İLGİLİ MİTLER VE GERÇEKLER
Uzm. Diyetisyen Hatice Baygut

Uzm. Diyetisyen Hatice Baygut

Sağlık

MİGREN İLE İLGİLİ MİTLER VE GERÇEKLER

17 Ocak 2022 - 12:50


Hipokrat döneminden bu yana söylenen ‘divinum est opus sedare dolarem’, ağrıyı kesmek kutsal bir sanattır mottosuyla bölgemizden ve yurtdışından gelen hastalara baş ağrısı tedavisinde farklı bir bakış getiren Nöroloji Uzmanı Ertan KARAÇAY, etkin ve kaliteli tedavi sunmak için Antalya’da MİGREND kliniği olarak hizmet vermektedir. Bu hafta ki yazımızda kendisine Migren ile ilgili soruları sorduk ve yanıt aldık.
 
MİGREND NASIL BİR OLUŞUMDUR? NE AMAÇLA KURULDU?
MİGREND Türkiye’de ve hatta dünyada bir ilk olarak yola çıkmış olan bir baş ağrısı kliniğidir. Temelleri 3-4 yıl önce atılan ancak 2021 yılında faaliyete geçen kliniğimizin amacı ihmal edilen baş ağrısı hastalarına kişiye özel, etkin bir tedavi planlamaktır. İnsanların %20’sinde hayat kalitesini ciddi bir şekilde etkileyen baş ağrısı diğer insanlar tarafından sıradan görülse de yarattığı konforsuzluk ve iş gücü kaybı çok önemlidir.
MİGREND hasta odaklı modern ve alternatif tıbbı merkezine alarak çok geniş bir hastalık yelpazesine sahip olan nörolojinin ihmal edilmiş alanlarından baş ağrısını farklı bir motivasyon ve disiplinle tedavi etmeyi amaçlamaktadır.
 
MİGREN NEDİR?
Migren; ataklar halinde yaşanan, zonklayıcı özelliği olan ve çoğunlukla tek taraflı olan bir baş ağrısı tipidir. Migren ağrısı normal baş ağrısına kıyasla çok daha şiddetlidir. Auralı migren ve aurasız migren olmak üzere ikiye ayrılır. Auralı migren %10 oranında görülmekteyken, aurasız migrenin görülme oranı %90 civarındadır. Tüm dünya nüfusunun %15’i, Türkiye nüfusunun ise %16’sı migrenlidir! Ülkemizde her 5 kadından ve her 10 erkekten birisini etkilemektedir.
Her 10 çocuk ve ergenden 1’i migrene bağlı baş ağrısı sorunu yaşamaktadır.
Kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat fazla görülmektedir.
 
BAŞ AĞRISI İÇİN SUNDUĞUNUZ ALTERNATİF TEDAVİLER NELERDİR?
Baş ağrısı hastaları nöroloji polikliniklerine yapılan başvuruların %70’ini oluşturmaktadır. Primer baş ağrılarının tanısında anamnez ve muayene çok önemli olduğu için bu sorundan muzdarip olan kişilere daha fazla zaman ayırmak gerektiğini düşünmekteyiz. Her baş ağrısı tipinin farklı tedavisi olmakla birlikte aynı tip baş ağrısından muzdarip kişilerin de kendi içinde tedaviden fayda görme oranı değişmektedir. Primer olarak hangi hasta için hangi tedavi yönteminin uygun olduğunu tespit etmek çok önemlidir. Kliniğimizde baş ağrısı hastalarına ilaç tedavisinin yanında botoks tedavisi, sinir blokajı tedavisi, nöral terapi, ozon tedavisi, kupa terapisi, kraniosakral terapi, kuru iğneleme, YNSA akupuntur, tetik nokta tedavisi yöntemlerinden birisi öykü ve muayene neticesinde seçilerek uygulanabilmektedir.
 
HANGİ BAŞ AĞRILARINDAN KORKMALIYIZ?
Baş ağrısı öncelikle birincil ve ikincil baş ağrıları olarak sınıflanmaktadır. İkincil baş ağrıları altta kitle, baloncuk, menenjit, inme gibi nörolojik bir problemin yattığı baş ağrısı grubudur. Primer baş ağrıları ise günlük hayatta daha çok karşılaştığımız, altta nörolojik bir acilin bulunmadığı gerilim tipi, migren, küme tipi gibi baş ağrısı tipleridir.
Baş ağrısında korktuğumuz durumları kırmızı bayrak durumları diye tanımlarız. Baş ağrısında birinci kırmızı bayrak hastanın hayatında yaşadığı en kötü baş ağrısı ile başvurmasıdır. Hastanın her zaman yaşadığı ve tanıdığı baş ağrısı özelliklerinin değişmesi, yeni ve farklı bir baş ağrısı yaşamaya başlaması ikinci kırmızı bayraktır. Sıklığı ve şiddeti giderek artan bir baş ağrısı korkutucudur ve mutlaka radyolojik inceleme yapılması gerekir. Yeni başlayan bir baş ağrısı eğer hastada bilinen bir kanser öyküsü varsa, kişi 50 yaş üstünde ise ve kafa travması ardından ortaya çıkmışsa kırmızı bayrak bulguları arasında yer alır. Fiziksel ve seksüel aktivite ile artan, öksürük, ıkınma, hapşırıkla ortaya çıkan baş ağrısı kafa içi basınç artışının bir göstergesi olabilir ve önemli, korkutucu bir işarettir. Baş ağrısına yüksek ateş, sistemik hastalık bulgularının eşlik etmesi hastanın enfeksiyon açısından ileri tetkikini ve beyinin radyolojik olarak görüntülenmesi gerekliliğini getirir. Bir sonuncu kırmızı bayrak da kişinin ağrı kesicilere yanıt vermeyen bir baş ağrısı olmasıdır.
Baş ağrılarınızın ataklarının ve şiddetinin değiştiğini düşünülüyorsa mutlaka en kısa sürede nöroloji uzmanına görünülmelidir.
 
PEKİ BESLENME?
Yaşam kalitesini düşüren ve günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayan hastalık olan migren ile ‘beslenme’ arasında karmaşık bir ilişki vardır. Besinler içerdikleri bazı maddelerin vazokonstriktör veya vazodilatör etki yapmasıyla sinir yollarını etkileyerek ağrı oluşturabilmektedir. Migrene ilişkin akut veya önleyici tedaviler olmasına karşın hastaların tedavisinde beslenme önemli bir parça olarak görülmektedir. Sıklıkla monosodium glutamat (hidrolize maya ekstreleri, hidrolize bitkisel proteinler, doğal tatlandırıcılar gibi), nitrit (koruyucu madde içeren etler, sosisli sandviç); tiramin içerenler (şarap, peynir); feniletilamin (çikolata, sarımsak, soğan, kabuklu çerezler) içeren besinler potansiyel tetikleyici faktörlerdir. Bunları içeren besinler migreni tetikleyen muhtemel sebeplerdir. Örneğin: acılı/baharatlı besinler, maya/mayalı yiyecekler, tatlandırıcı (aspartam vb.), yağlı yiyecekler, turunçgiller, turşu, sirke, çikolata, fındık, işlenmiş ürünler (sosis/salam/ pastırma/pastırma vb.), bakla, çiğ soğan, incir, muz, domates, tropik meyveler (avakado/ ananas vb.), süt, peynir, tütsülenmiş et ve balık, diyet soda, çay, kafeinli içecek (neskafe vb.), alkollü içecekler (kırmızı şarap vb.) migren ataklarını tetikleyebileceğinden dikkatli olunmalıdır. Ayrıca öğünlerin atlanmaması sonucu oluşan açlık ile kan şeker düşüklüğü migren ataklarını tetikleyebilir. 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum