Train Dreams, yönetmen Clint Bentley imzasıyla, yüksek sesle konuşmayan ama izleyicinin içine uzun süre yerleşen bir film. İzledikten sonra bende bıraktığı etki, bir hikâyeden çok bir fark ediş oldu.
Film, insanın doğayla olan ilişkisini merkeze alırken şunu hatırlatıyor: Her şey bir bütünün parçası. Evrendeki her şey birbiriyle bağlantılı ve bizler de bu büyük yapının küçük ama biricik parçalarıyız. İnsan bazen yaşamın içinde durup kendine şu soruyu sorar:
“Ben bu dünyaya neden geldim?”
Herkesin büyük işler başarması gerekmez. Bazı hayatlar sessizdir ama etkisiz değildir. Bireysel aydınlanmalar, başkasının hayatına değen küçük dokunuşlar da yaşama anlam katan birer izdir. Hayatımızdan geçen insanları düşünün; kimi sessiz, kimi gürültülü… Ama mutlaka bir iz bırakmışlardır.

Train Dreams, tek bir yaşamı sade ama unutulmaz bir görsellikle anlatırken, filmin sonunda güçlü bir duyguyla baş başa bırakıyor bizi. Özünde söylediği şey çok net: Dünya birbiriyle bağlantılı ve bu bağ, tüm kırılganlığıyla birlikte, çok güzel.
Yeni bir yıla adım atmaya hazırlanırken, daha nazik, daha adaletli, daha sabırlı ve daha vicdanlı bir dünya umudunu diri tutmak istiyorum.
Tek bir kişiyle hiçbir şeyin değişmeyeceği düşüncesinin yıkıldığı bir yıl dileğiyle…
Mutlu seneler.
Yorumlar
Kalan Karakter: