Matt Haig'in Gece Yarısı Kütüphanesi romanı, bir hikaye anlatmaktan çok, hepimiz için tanıdık bir duygunun etrafında dolaşıyor.
Hayatın bir yerinde durup “Yanlış bir karar mı verdim?” diye sorduğumuz o anları işaret ediyor.
Bazen her şey yolundaymış gibi görünürken içten içe bir eksiklik hissi belirir. Ardından şu soru düşer zihne: Daha farklı bir yol mümkün müydü?
Romanın merkezindeki kütüphane fikri de tam olarak bu soruyu irdelemek için kullanılan güçlü bir metafor.
Asıl mesele, böyle bir kütüphanenin var olup olmaması değil.
Asıl soru şu: Biz kendi hayatımızda bu ihtimallere bakmaya cesaret edebiliyor muyuz?
Yaşamın içinde defalarca yanlış karar verdiğimizi düşünebiliriz. O anlarda çoğu zaman geriye dönmek, telafi etmek isteriz. Ancak yaşam geri sarılmıyor. Kitabın bana hatırlattığı şey şu oldu: Seçimler geri alınamasa da, onlarla kurduğumuz ilişki değişebilir. Aynı hayatın içinde, aynı koşullarla, daha yumuşak bir bakışla kalabilmek mümkün olabilir.
Belki de sorun sandığımız gibi yanlış kararlar değildir.
Belki sorun, bu kararları hayat boyu bir yük gibi taşımaktır.
Bazen sadeleştiğimizde, beklentiler azaldığında ve “başka biri olma” fikri yerini “olduğun yerde kalabilme” cesaretine bıraktığında yaşam daha katlanılır, hatta daha anlamlı hale gelir. O zaman bugünü daha bilinçli yaşamak mümkün olur.
Bu yüzden “Başka bir hayat mümkün müydü?” sorusu yerine, belki de şunu sormak gerekir:
Bu hayatın içinde neyi hafifletebilirim?
Sevgiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: