Hiç fark ettin mi…
Günler sanki eskisinden daha hızlı geçmiyor da, biz daha az içinde kalıyoruz gibi.
Sabah başlıyor…
Bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyoruz, bir yerlere koşturuyoruz…
ve bir bakmışız gün bitmiş.
Bazen akşam olunca düşünüyorum;
Bugün gerçekten yaşadım mı, yoksa sadece geçtim mi?
Sanki yaşadığımızdan çok “geçtiğimiz” bir zamanın içindeyiz.
Aslında zamanın hızlanması takvimle ilgili değil, algıyla ilgili.
Çocukken günler uzundu… çünkü zihnimiz bölünmemişti.
Tek bir şeye bakıyorduk, gerçekten bakıyorduk.
Şimdi ise aynı anda onlarca şeyin içindeyiz.
Belki de bu yüzden zaman akmıyor gibi değil… kayboluyor gibi hissediyoruz.
Geçenlerde bir arkadaşımın söylediği bir şey takıldı aklıma:
“Çocukken yapacak bir şey bulamazdık. Şimdi ise kendimize ayıracak boş bir an bile yok.”
Aslında ne kadar tanıdık bir his…
Eskiden zaman geçmezdi, şimdi ise yetmiyor.
Çünkü o “boşluk” dediğimiz şey, fark etmeden zihnimizin nefes aldığı alandı.
Şimdi ise o alanı tamamen doldurduk.
Bildirimlerle, yapılacaklarla, sürekli bir yerlere yetişme haliyle…
Yavaşlamak artık kendiliğinden olan bir şey değil.
Bilinçli bir tercih.
Gün içinde fark ediyorsundur;
bir şey yaparken aslında tam olarak orada değilsin.
Yemek yerken aklın başka yerde, yürürken zihnin bir sonraki planın içinde.
Hatta bazen dinlenirken bile gerçekten dinlenmiyorsun.
Sadece başka bir uyarana geçiyorsun.
Beden duruyor ama zihin hâlâ koşuyor.
Belki de bu yüzden en basit anlar bile elimizden kayıyor.
Yüzünü yıkarken bile acele etmek…
kahveni içerken bir sonraki işi düşünmek…
Küçük şeyler gibi görünüyor ama aslında hayat dediğimiz şey tam olarak bunların toplamı.
Buddha’ya ait olduğu söylenen bir söz var:
“Bütün hayat tek bir andadır; o da şu an.”
Bu cümlede garip bir sadelik var.
Bir şeyi değiştirmeye çalışmıyor…
Sadece sana şunu hatırlatıyor: Dikkatin nerede?
Çünkü zamanın hızlı akmasının asıl nedeni, anın içinde olmamamız.
Yavaşlamak çoğu zaman yanlış anlaşılıyor.
Daha az yapmak gibi…
Oysa mesele bu değil.
Aynı şeyi yaparken daha fazla orada olmak.
Yürüyorsan gerçekten yürümek.
Dinliyorsan gerçekten dinlemek.
Hiçbir şey yapmıyorsan… onu da gerçekten yapmak.
Belki çözüm büyük değişimlerde değil.
Gün içinde kendine attığın küçük çentiklerde.
Bir an durmak.
Nefes aldığını fark etmek.
Eline değen suyun sıcaklığını hissetmek.
Bunlar zamanı yavaşlatmaz.
Ama seni hayata geri getirir.
Ve belki de mesele zamanın ne kadar hızlı geçtiği değil…
senin ne kadarını gerçekten yaşadığın.
Yorumlar
Kalan Karakter: