Toplumun düşünce dünyasını şekillendiren mizah, yalnızca güldürmek için değil; düşündürmek, sorgulatmak ve insanı insan yapan değerleri korumak için de vardır. Ne var ki son yıllarda bazı stand-up gösterilerinde mizahın dili, zekâdan çok küfre; eleştiriden çok bayağılığa yaslanıyor. İnsanları güldürmenin en kolay yolu olarak argo ve hakaret seçildiğinde, ortaya çıkan şey sanat değil; yalnızca anlık gürültü oluyor.
Oysa gerçek mizah, insanı küçültmeden de güldürebilir. Bir toplumun yaralarını, çelişkilerini, yanlışlarını zekâyla anlatmak mümkündür. Aziz Nesin’in, Rıfat Ilgaz’ın ya da eski meddah geleneğinin bıraktığı etki hâlâ hafızalardaysa bunun nedeni küfür değil; düşünceyle harmanlanan ince mizah anlayışıdır. Çünkü insan, yalnızca kahkaha atmak için değil, bir şey fark etmek için de güler.
Bugün ise bazı sahnelerde sıradanlaşan argo dili, mizahın seviyesini düşürmekle kalmıyor; toplumun dilini ve düşünce biçimini de etkiliyor. Sürekli hakaretin normalleştiği bir ortamda kelimeler değerini kaybediyor. İnsanlar zekice kurulmuş bir cümleye değil, şok etkisi yaratan kaba ifadelere alkış tutmaya başlıyor. Bu da kültürel yoksullaşmanın başka bir yüzü hâline geliyor.
Mizah; eğitirken eğlendirebilir, güldürürken iz bırakabilir. Bilgiyi, tarihi, insan psikolojisini, toplumsal sorunları mizahla anlatmak hem daha kalıcı hem de daha değerlidir. Çünkü insan zihni, tebessüm ederek öğrendiği şeyi unutmaz. Toplumun bugün ihtiyacı olan şey; aşağılayan değil düşündüren, bağıran değil anlatan, kaba olan değil zeki olan mizah anlayışıdır.
Bir toplumun mizah seviyesi, aslında düşünce seviyesinin aynasıdır. Eğer sahnelerde küfür çoğalıyor ve fikir azalıyor ise mesele yalnızca komedi değildir; kültürel bir eksilmedir. Ve belki de en acı olanı, insanların artık zekice söylenmiş sözlere değil, yalnızca yüksek sesle söylenmiş kaba cümlelere gülmeye başlamasıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: