Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, 8 Temmuz’da “Kaleiçi Zirvesi” düzenledi. Davetliler listesine bakıldığında tablo oldukça etkileyiciydi. Sayın Vali, belediye başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarının üst düzey yöneticileri, Koruma Kurulu üyeleri, bürokratlar, akademisyenler… Devlet, neredeyse tam kadro oradaydı.
Ama bir eksik vardı.
Kaleiçi vardı, Kaleiçi’nde faaliyet gösteren işletmeler yoktu.
Aslında bu eksiklik, zirvenin en çok konuşulması gereken sonucu olarak kayıtlara geçti.
Fotoğraflardan görüldüğü kadarıyla, konuşmacılar dışında iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar Kaleiçi işletmecisi ve yatırımcısı salondaydı. Oysa zirvenin konusu Kaleiçi’ydi. En çok konuşması gerekenler, en çok söz hakkı olması gerekenler, en büyük bedeli ödeyenler, hatta bu toplantının bütün masrafını bile ödedikleri aidatlarla karşılayanlar salonda değildi.

Bu durum üzerinde düşünmek gerekiyor.
Çünkü bu kadar üst düzey katılımın olduğu bir organizasyona işletmelerin ve esnafın ilgi göstermemesi sıradan bir tercih değildir. Bunun arkasında yılların biriktirdiği kırgınlıklar, güvensizlik ve umutsuzluk vardır.
Çünkü insanlar, seslerinin karşılık bulacağına inandıkları yerlere gider; sonuç değişmeyecekse gitmemeyi tercih eder.
Bugün Kaleiçi’nde işletmeler, yaşadıkları sorunları çoğu zaman bireysel çabalarıyla, kişisel ilişkileriyle ve karşılıklı diyalog kurabildikleri kamu kurumlarıyla çözmeye çalışıyor. Demek ki sorun; valilikte, belediyelerde ya da kamu kurumlarında değil.
Demek ki asıl güven kaybı, şirketlerin bağlı olduğu çatı kuruluş olan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası yönetiminde yaşanıyor.
En azından ortaya çıkan katılım tablosu bunu düşündürüyor.
Çünkü işletmelerin hissedarları, yani patronlar birçok şeyi unutabilir.
Ama kaybettikleri parayı…
Ettikleri zararı…
Yaptıkları fedakârlıkları unutmazlar.
Gerçek girişimci yatırım yaparken yalnızca para harcamaz. Malını, mülkünü, bankadaki birikimini, hatta yıllarca kurduğu hayat düzenini riske koyar. O yatırımın içinde emeği, itibarı ve geleceği vardır.
Böylesine büyük riskler alan insanlar, karşılarında sorunlarını çözemeyen, görmeyen ya da umursamayan bir yönetim gördüklerinde doğal olarak daha sert tepki verirler. Çünkü onlar yalnızca fikir kaybetmez; para, zaman ve gelecek kaybederler.
Buna karşılık, eğer siz girişimci değilseniz…
Sermayeye danışmanlık hizmeti veriyorsanız…
Halk arasında söylendiği gibi “elin parasıyla ayrılık yapıyorsanız”…
Girişimcinin kaybettiği para sizin için aynı anlamı taşımaz.
Belki bir danışmanlık faturası kesemezsiniz ama servetiniz eksilmez.
İşte bu durum zamanla insanı, sahadaki gerçeği göremeyen, girişimciyle empati kuramayan bir noktaya sürükler.
Bizim patronların patronu makamında oturan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı’nın en büyük sorunu da tam olarak budur.
İşte bu yüzden zirve yaptığında patronlar gelmez.
Çünkü patronların patronu olacaksanız, önce patron gibi düşüneceksiniz.
Karşınızdaki insanın yalnızca işletmesini değil, hayatını riske attığını bileceksiniz.
Empati kuracaksınız.
Sorunları gerçekten sahiplenip çözüm arayacaksınız.
Bunun yerine;
Bir gecede değişen yönetmelik sonrası Türkiye’nin dört bir yanında on binlerce otel ve pansiyon faaliyetini sürdürürken, yalnızca Kaleiçi’ndeki oteller ve pansiyonlar ağır yaptırımlarla karşılaşıp mühürlenirken sessiz kaldıysanız…
Danışmanlığını yaptığınız bazı işletmeleri kurtarmaya çalışırken diğerlerine “cambaza bak” hikâyesiyle kurnazlık yaptığınız düşüncesi oluştuysa…
Kaleiçi’nde tenteler sökülürken…
Güneşlikler kaldırılırken…
İşletmelerin önündeki çiçekler ve saksılar toplanırken…
Yönetim Kurulu üyelerinizle birlikte surların hemen arkasında düzenlenen bisiklet yarışının açılışında boy gösterip bu sorunlardan tek kelime etmiyorsanız…
Girişimci bunu unutmaz.
Şirketler bunu unutmaz.
Çünkü hafızası en güçlü olan, zarar eden sermayedir.
Sermaye affedebilir ama unutmaz. Güven kaybının bilançosu ise yıllar sonra bile boş kalan sandalyelerde okunur.
Bu nedenle patronların çatı kuruluşunda zirve düzenlemek yetmez.
Önce patron gibi davranmak gerekir.
Temsil ettiğiniz makamın gücüyle değil, temsil ettiğiniz insanların derdiyle hareket etmek gerekir.

Aksi halde salonları kamu görevlileri doldurur, ama patronlar gelmez.
Çünkü temsil makamının gerçek başarısı, protokol listesinin uzunluğuyla değil; temsil ettiği insanların salonda bulunma isteğiyle ölçülür.
Belki de ATSO Yönetimi bunun olacağını biliyordu.
Belki de bu yüzden “Kaleiçi Zirvesi”ni Kaleiçi’nde yapmadı.
Çünkü bazen en büyük mesaj, söylenen sözlerde değil; gelmeyen insanların boş bıraktığı sandalyelerde gizlidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: