Uzun bayram tatili Antalya’daki otel ve pansiyonların doluluk oranlarına olumlu yansıdı. Şehir yine kalabalıklaştı, sahiller doldu, restoranlarda yer bulunmadı. Ama turizmin eski aktörleri iyi bilir; yüksek talebin ardından çoğu zaman bir boşluk gelir. Eski turizmciler buna “anafor etkisi” der.
Ne yazık ki bugün Haziran ayına ilişkin göstergeler çok da iç açıcı görünmüyor. Üstelik bu yeni bir sorun da değil. Antalya yıllardır sezon içerisindeki talep boşluklarını dolduracak kalıcı çözümler üretemiyor.
Oysa Antalya gibi dünya markası bir destinasyonun, yılın hangi dönemlerinde durgunluk yaşayacağını önceden öngörmesi ve buna göre uluslararası çekim gücü oluşturacak organizasyon takvimi planlaması gerekir. Bu artık bir tercih değil, doğrudan ekonomik zorunluluktur.
Elbette festival ve etkinlikler şehir yaşamına katkı sağlar. İnsanları bir araya getirir, moral verir, hareket oluşturur. Ama dürüst olalım…

Siz de artık sadece bir meyve ya da sebzenin adını taşıyan, birkaç stanttan ve protokol fotoğrafından ibaret festivallerden sıkılmadınız mı?
Çünkü mesele festival yapmak değildir.
Mesele doğru festivali, doğru zamanda, doğru hedef kitleye yapabilmektir.
Ve en önemlisi:
Şehre gerçek bir çekim gücü kazandırabilmektir.
Peki bunu kim yapacak?
Antalya’nın sürdürülebilir ekonomisini doğrudan ilgilendiren bu alanlarda fikir üretmesi gereken kurumlar hangileri?
ATSO mu?
Bugün ATSO’da turizmin temsili çoğu zaman beş yıldızlı otel müdürü düzeyinde kalıyor. Ali Bahar döneminde de, Çetin Osman Budak döneminde de yaklaşık 25 yıldır oda yönetimlerinde yer alan Yusuf Hacısüleyman bir zincir otelin profesyonel yöneticisiydi.
Davut Çetin döneminde de tablo çok değişmedi. Bakan beyin müdürü, yönetimde kendine yer buldu.
Yani yıllardır Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın turizm vizyonu, açık büfe maşasının arasına sıkışmış durumda.
Sonra dönüp “Neden vizyon üretemiyoruz?” diye soruyoruz.
Çünkü mesele sadece otel işletmek değil.
Şehri okuyabilmek.
Dünyayı takip edebilmek.
Yeni nesil turizm trendlerini anlayabilmek.
ATSO’daki tablo buyken, Antalya’nın tanıtımında etkili olması gereken Antalya Tanıtım Vakfı’na baktığınızda da manzara çok farklı görünmüyor.
Antalya’nın bugün ihtiyacı olan şey;
daha fazla vizyon,
daha fazla entelektüel kapasite,
daha fazla ortak akıl.
Çünkü bırakın dünya turizmini yönlendirmeyi, yabancı dil bilmeyen yönetici ordularının “Hababam Sınıfı tatilde” motivasyonuyla katıldığı fuarlardan bu şehre vizyon çıkmaz.
Bu yüzden bugün hâlâ konuşabildiğimiz tek şey; sebze festivalleri, meyve festivalleri ve birkaç günlük geçici kalabalıklar oluyor.

Oysa dünya artık deneyim satıyor.
Kültür satıyor.
Hikâye satıyor.
Şehir hafızası satıyor.
Gastronomi, sanat, spor, teknoloji ve yaşam biçimi satıyor.
Antalya ise hâlâ kabak festivali vizyonuyla yönetilmeye çalışılıyor.
Dikenli kabak peşinde koşan adamlardan bu şehre gelecek kurulmaz.
Çünkü Antalya artık günü kurtaran yöneticiler değil, geleceği planlayan akıllar istiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: