Büyük Yürüyüşe Davet Yazısı
Sosyal medyada gördüm; Antalyaspor’un birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirmek, yeniden Süper Lig’de güçlü bir şekilde yer alma hedefi doğrultusunda düzenlediği motivasyon artırıcı bir etkinlik: “Büyük Yürüyüş”.
Kulağa hoş geliyor. Gerçekten de Antalyaspor’un birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birindeyiz.
Bu yüzden yazımın bir ayrışmaya değil, Antalya’nın tüm dinamiklerinin birleşmesine vesile olması dileğiyle kalemi elime almak istiyorum.
Şöyle bir geçmişe gidelim.

Hasan Akıncıoğlu dönemi…
Mehmet Özdilek ile birlikte müthiş bir mali disiplinle yönetilen kulüp; Türkiye’nin en az borçlu kulüplerinden biri olmasına rağmen her sezon ligi orta sıralarda tamamlamayı başarabilen bir yapıdaydı. Stadyum henüz açılmamıştı. Mardan Stadı, taraftarı ve takipçiyi adeta dağıtan günlerin adresiydi.
Arkasından Gültekin Gencer dönemi geldi.
Yine stadyum sorunu vardı. Mardan Stadı o kadar uzaktı ki maç çıkışında daracık yollardan 4-5 saatte ana yola ulaşabiliyordunuz. Üniversite Stadı’nda birkaç maç oynandı ve takım küme düştü.
Gültekin Gencer, kulüp derneği yönetimine dönüp şunu söyledi:
“Hep birlikte olalım, bana destek verin. Ben düşürdüm, ben çıkaracağım.”
Ve Antalya gerçekten hep birlikte oldu.
Birlik ve beraberlik içerisinde takım şampiyon olarak yeniden Süper Lig’e çıktı. Süper Lig’e çıkma maçı için Antalya’dan sayısını hatırlayamadığım kadar çok otobüs kaldırılmıştı. Hatta Antalyaspor tarihinde ilk kez taraftarı için deplasmana uçak kaldırılmıştı.
Neden bu detayı veriyorum biliyor musunuz?
Çünkü o uçakta valisinden milletvekiline, belediye başkanından kaymakamına, ilçe belediye başkanlarından iş insanlarına kadar Antalya’nın önde gelen tüm isimleri vardı.
İşte bu, Antalya şehrinin birlik ve beraberliğinin göstergesiydi.
Süper Lig’e çıkan Gültekin Gencer yönetimi ve Antalya’nın büyük şirketlerinden oluşan yönetim kurulu, Samuel Eto’o gibi dünya yıldızlarını getirerek 35 bin kişilik stadyumu her maç doldurmayı başardı.
Ve Gültekin Gencer de verdiği sözü tutmuş oldu; Antalyaspor’u düştüğü yerden çıkardı.
Sonrası Ali Şafak Öztürk dönemi…
İngiltere’de eğitimini tamamlamış, son derece beyefendi, kibar ve aynı zamanda genel kültürü yüksek, entelektüel bir başkan olarak göreve geldi. Flash transferlerle dolu, tribünleri ayağa kaldıracak bir yapı oluşturmak en büyük hedefiydi.
Ancak kendi ifadesiyle, verilen sözlerin tutulmaması nedeniyle görevi bıraktı.
Bıraktığında kulüp gerçekten çok zor durumdaydı.
Bu zor dönemde Türkiye’nin önemli şirketlerinden birinin sahibi olan Cihan Bulut başkanlığa soyundu. Güçlü bir yönetim kurulu ile takım ligi orta sıralarda tamamlamayı başardı.
Sonrasında ikinci Ali Şafak Öztürk dönemi başladı.
Antalya yine genç ve dinamik bir iş insanının etrafında birleşti. Ancak bu kez yola çıkarken yanında bulduğu, Antalya’da söz söylemeye niyetli bazı kibir abideleriyle ilerledi.
Sonra tekrar bıraktı.
Fakat ayrılırken kendi döneminde oluşan borçları kapatma sözü verdi ve sözünü tuttu.
Ardından Mustafa Yılmaz dönemi geldi. Nihat Özdemir’e yönelik çıkışı dışında hafızalarda çok yer etmeyen kısa dönem yaşandı.
Sonrasında Aziz Çetin dönemi başladı.
Antalyaspor sevgisinden şüphe duymadığımız, yıllarca taraftar dernekleriyle ve çeşitli faaliyetlerle kulübe katkı sağlamaya çalışan bir profil olarak görev yaptı. 653 gün süren bir başkanlık dönemi yaşandı.
Sabri Gülel dönemi ise sürekli eski yönetimi eleştiren, mali disiplinden söz eden 210 günlük bir süreç olarak geçti.
Ardından Sinan Boztepe göreve geldi. Muhafazakâr iş insanlarının desteğiyle 616 gün görev yaptı. Borçların büyüklüğünden ve desteğin yetersizliğinden şikayet etti. Görev yaptığı süre içinde takım küme düşmeden başkanlığını tamamladı.
Ve sonrasında Rıza Perçin dönemi başladı.
Rıza Perçin belki de iş hayatı açısından bakıldığında Antalyaspor tarihinin en düşük bütçeli başkanlarından biriydi. Taraftar grupları onu sevdi. En azından çok çalışkandı. Gecesini gündüzüne katarak mücadele ettiğine hepimiz şahit olduk.
Parasızlıktan ve destek bulamamaktan yakındı. Stadyum boş kaldı. Biletler 7 liraya kadar düştü. Buna rağmen takım 5-10 bin kişiye oynadı.
Maddi olarak dip nokta görülürken seyirci anlamında da dip seviyeler yaşandı.
Ve sonunda olan oldu.
Bir de üstüne küme düştük.
Ancak bu başarısızlık yalnızca Rıza Perçin’e ait değildir.
Bu başarısızlık, Rıza Perçin’in de içinden çıktığı Antalyaspor Kulübü Derneği’nin tüm yönetimine aittir.
Kulüp derneğinin konforlu koltuklarında oturmanın rahatlığına alışmış bazı yöneticiler, kendi kurdukları anonim şirket yönetiminin başarısızlığına ortak olmamışlardır.
Adeta “Benden para isterler, servetim zarar görür” korkusuyla anonim şirket yönetiminde yer almamışlardır. Biri de çıkıp “Koçum, paranız cebinizde kalsın. Antalyaspor’un kimseye borcu kalmaz” dememiştir.
Neyse…
Örneğin Ayhan Yıldırım ve Sami Güral neden anonim şirket yönetiminde yer almamışlardır?
Eğer siz “Haydi yürüyelim arkadaşlar” diyerek insanları meydanlara çağırıyor, taraftar gruplarını bu motivasyonla yönlendiriyor ama sonunda yalnızca 200-300 kişiyi zor topluyorsanız, şapkanızı önünüze koyup düşünmeniz gerekir.
Yukarıdaki örneklerde anlattığım birlik ve beraberlik böyle oluşmadı.
Vali vardı.
Milletvekili vardı.
Belediye başkanı vardı.
İş insanı vardı.
Taraftar vardı.
Herkes aynı hedefe inanıyordu.
Siz konforlu Antalyaspor Kulübü Derneği koltuğunda otururken “Haydi destek olun” derseniz, o birliktelik ortaya çıkmaz.
O yüzden siz koltuklarda oturuyorken yürüyelim dediğinizde kimse arkanızdan gelmez.
Normal olarak hiçbir iş insanı da siz rahat koltuklarınızda otururken kendi servetini Antalyaspor için ortaya koymaz.
Aslında belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken konu budur.
Çünkü bugün yalnızca Antalyaspor küme düşmemiştir.
Antalyaspor’a olan aidiyet de küme düşmüştür.
Çünkü bir şehirde insanlar kulüpten uzaklaşmaya başlamışsa, iş insanları geri çekilmişse, tribünler boşalmışsa, yönetime talip çıkmıyorsa ve herkes sorumluluğu bir başkasına bırakıyorsa sorun artık para değildir.
Sorun aidiyettir.
Ve aidiyet kaybolduğunda ne başkan yeter, ne yönetim yeter, ne de tek başına bir kurtarıcı çıkar.
Bugün gelinen noktada aday çıkmadı.
Antalyaspor AŞ Başkanlığı Mustafa Ergün’e kaldı.
Aslında bu tablo bile tek başına yaşadığımız krizin büyüklüğünü göstermektedir.
Çünkü Antalya gibi bir şehirde, milyonlarca turist ağırlayan, milyarlarca liralık ekonomik hacim üreten bir kentte Antalyaspor’a talip olacak ikinci bir yönetim dahi çıkmamıştır.
Sorun artık başkanların kim olduğu değildir.
Sorun, Antalya’nın Antalyaspor’u sahiplenme iradesini kaybetmiş olmasıdır.
Bu yüzden Mustafa Ergün başkanlığına başarı ya da başarısızlık üzerinden değil, bir son şans olarak bakıyorum.
Eğer Antalya’nın siyasetçisi, bürokratı, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları ve taraftarı bu kez de ortak bir akıl oluşturamazsa mesele bir başkanın başarısızlığı olmayacaktır.

Kaybeden Antalyaspor olacaktır.
Siyasi dengeleri, eski abileri, amcaları ve yıllardır değişmeyen alışkanlıkları bir kenara bırakıp Antalyaspor ve Antalya şehri için gerçek bir çıkış yolu bulmak artık hepimizin boynunun borcudur.
Çünkü bugün ihtiyaç duyulan şey bir yürüyüş değil.
Aynı hedefe yürümeye karar verebilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: