Antalya artık sadece yönetilen bir şehir gibi davranmıyor; giderek daha fazla sahneye konulan bir şehre benziyor.
Bir tarafta mahkeme salonlarında, şehrin seçilmiş belediye başkanının tutukluluğunun devamı istenirken siyasi geleceği tartışılıyor; öbür tarafta festival sahnelerinde ışıklar yanıyor, alkışlar yükseliyor, ünlü şeflere plaket veriliyor, sosyal medya için özenle kadrajlar kuruluyor.
Bütün bunların aynı şehirde, neredeyse aynı saatlerde yaşanması artık tesadüf gibi görünmüyor. İnsana ister istemez şu soruyu sorduruyor: Antalya gerçekten yönetiliyor mu, yoksa sadece görüntüsü mü yönetiliyor?
Çünkü son yıllarda bu şehirde tuhaf bir düzen yerleşti. Artık bir şeyin çözülmesinden çok, nasıl göründüğü önemseniyor.
Toplantı çok, lansman çok, tanıtım çok, festival çok, drone çekimi çok, reels videosu çok. Ama bütün bu parlatılmış yüzeyin altında, şehirde yaşayan insanların omzundaki yük hafiflemiyor; tam tersine ağırlaşıyor.
Trafik büyüyor, kira büyüyor, barınma sorunu büyüyor, aidiyet kaybı büyüyor, kıyılardaki tartışmalar büyüyor, Kaleiçi’ndeki belirsizlik büyüyor, Boğaçayı’nın soru işaretleri büyüyor. Şehir gerçek sorunlarıyla kabarırken, vitrini sürekli cilalanıyor.
Antalya’da siyasetin kendisi de giderek bu vitrin düzenine benzemeye başladı. Eskiden siyaset meydanda yapılırdı, şimdi kadrajda yapılıyor. Eskiden yöneticiler kriz çözmeye çalışırdı, şimdi kriz anının iletişimini yönetiyor.
Fotoğraf doğruysa, ışık iyiyse, paylaşım güçlü geldiyse sanki mesele çözülmüş sayılıyor. Oysa şehir, sosyal medya akışıyla değil, adalet duygusuyla, güven duygusuyla, nefes alan kamusal hayatla ayakta kalır.
Geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan görüntü de bu yüzden sıradan bir festival fotoğrafı değildi.
Bir tarafta Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in yargı sürecinin en kritik anlarından biri yaşanıyor, tutukluluğun devamı talep ediliyor, şehrin siyasi dengesi tartışılıyor. Aynı süreçte vekil olarak görev yapan isim mahkeme salonunu takip ediyor, ardından gastronomi festivalinde sahneye çıkıp ünlü şeflere plaket veriyor.
Burada kimsenin festivale itiraz ettiği yok. Antalya elbette festival de yapacak, turizm de konuşacak, gastronomi de konuşacak. Ama mesele festival yapmak değil; mesele zamanlama, öncelik ve şehirle kurulan ilişki.
Çünkü insanın aklına şu geliyor: Antalya’da gerçeklik ile vitrin arasındaki mesafe artık fazla açılmadı mı?
Bir yanda insanların hayatını doğrudan etkileyen siyasi ve hukuki krizler yaşanırken, öbür yanda sürekli mutlu görüntüler üretiliyor. Sanki şehir yaşanmaktan çok sunuluyor. Daha doğrusu, şehri yaşayanlardan çok şehri pazarlayanların gözüyle yönetilen bir düzene doğru gidiliyor.
Belki de Antalya’nın bugün en büyük problemi tam burada başlıyor.
Bu şehir giderek daha güzel gösteriliyor ama daha az hissediliyor. Her şey daha profesyonel görünüyor ama insanlar daha yorgun. Her şey daha parlak görünüyor ama şehirle insanlar arasındaki bağ zayıflıyor. Çünkü bir kenti sadece tanıtımla yönetemezsiniz. Festival afişiyle, sahne ışığıyla, şık organizasyon cümleleriyle şehir yönetilmez. Onlar olsa olsa bir dekor kurar. Ama dekor başka şeydir, hayat başka.
Bir şehir, ünlü isimlerin fotoğraf verdiği sahnelerle değil; içinde yaşayan insanların kendini ne kadar güvende, ne kadar adil, ne kadar ait hissettiğiyle ayakta kalır.
Bir şehir, drone görüntüsüyle değil; sabah işe giden insanın, ev kirasını düşünen gencin, trafikte bunalan sürücünün, mahkeme haberini izleyen yurttaşın nefesiyle yaşar.
O nefes daralıyorsa, istediğiniz kadar ışık yakın, istediğiniz kadar müzik açın, istediğiniz kadar festival düzenleyin; şehir sizi alkışlasa bile size inanmaz.
Antalya bugün biraz bunu yaşıyor.
Vitrin büyüyor, içerik zayıflıyor.
Sahne genişliyor, hakikat daralıyor.
O yüzden artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Biz bu şehri gerçekten yönetiyor muyuz, yoksa sadece güzel gösteriyor muyuz?
Çünkü hiçbir sahne ışığı, bir kentin üstüne çöken yorgunluğu sonsuza kadar gizleyemez.
Yorumlar
Kalan Karakter: