İnsanın görkemi, dışarıdan yüklenen unvanlarla, övgülerle ya da kalabalıkların alkışıyla oluşmaz. Gerçek görkem, insanın kendi değerini fark ettiği anda sessizce ortaya çıkar. Çünkü insan kendini tanımaya başladığında, neyi hak ettiğini, neye layık olduğunu ve en önemlisi neyi hak etmediğini açıkça görür. Bu farkındalık, onu başkalarının gözündeki yerinden çok, kendi içindeki yerine odaklar.
Kendi değerini bilen bir insan için övgü sadece bir sestir; kulağa hoş gelebilir ama yönünü belirlemez. Çünkü o, kim olduğunu başkalarının sözleriyle değil, kendi iç sesiyle bilir. Bu yüzden övgü onu büyütmez, şımartmaz ya da olduğundan farklı birine dönüştürmez. Aynı şekilde yergi de onun dengesini bozmaz. Eleştiri, eğer yapıcıysa değerlidir; ama yıkıcıysa, insanın özüne dokunamaz. Kendi değerinin farkında olan biri, hangi sözün kendisine ait olduğunu, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt edebilecek bir berraklığa sahiptir.
Bu durum, insanın hayatındaki en güçlü denge noktalarından birini oluşturur. Çünkü çoğu insan, başkalarının onayıyla yükselir ve yine onların eleştirileriyle düşer. Oysa kendi değerini fark eden kişi, bu dalgalanmalardan bağımsız bir duruş geliştirir. Onun mutluluğu da huzuru da dış etkenlere bağlı değildir. Bu da ona hem özgürlük hem de sağlam bir karakter kazandırır.
Böyle bir insanın görkemli duruşu gürültülü değildir. Sessizdir ama hissedilir. Gösterişli değildir ama etkileyicidir. İnsanlar onun yanında, nedenini tam olarak açıklayamasalar da bir ağırlık, bir derinlik hissederler. Çünkü o kişi, kendini ispat etmeye çalışmaz; zaten ne olduğunu bilir. Ve bu bilmek hali, en güçlü ifadedir.
Sonuç olarak, insanın gerçek büyüklüğü dışarıdan gelen seslere verdiği tepkiyle değil, o seslerin onun iç dünyasında ne kadar yer bulduğuyla ölçülür. Kendi değerini fark eden insan, ne övgüyle savrulur ne de yergiyle sarsılır. Onun gücü, başkalarının sözlerinde değil, kendi özünde kök salmıştır. İşte bu yüzden gerçek ihtişam, dışarıdan verilen bir şey değil; içeride inşa edilen bir duruştur.
Yorumlar
Kalan Karakter: