Zaman gökyüzünde döngüler çizer, insan ise o döngülere anlam arar. Belki de cevap, arayışın kendisindedir. Çünkü insan, yalnızca yaşamakla yetinmeyen tek varlıktır; yaşadığını kavramak, adlandırmak ve bir yere oturtmak ister. Gecenin karanlığında yıldızlara bakarken ya da günün telaşında bir an durup nefes alırken, içinden geçen o tanımsız sorular hep aynı yere çıkar: “Bütün bunların anlamı ne?”
Oysa anlam, dışarıda keşfedilmeyi bekleyen bir şey değil; insanın kendi içinde, zamanla kurduğu ilişkide yavaş yavaş ördüğü bir dokudur. Geçmişe bakarken yüklediğimiz anlamlar, geleceğe dair kurduğumuz ihtimallerle değişir. Dün önemli olan bir şey bugün anlamını yitirebilir; bugün içimizi dolduran bir düşünce ise yarın yerini başka bir arayışa bırakır. Zaman döngüsünü sürdürürken, insan da kendi anlamını sürekli yeniden yazar.
Bu yüzden arayış, bir eksiklikten çok bir varoluş biçimidir. İnsan, kesin cevaplara ulaşmaktan çok; sorularla birlikte yaşamayı öğrendiğinde kendine yaklaşır. Çünkü bazı sorular, cevaplanmak için değil, zihni canlı tutmak için vardır.
Bu yüzden insan, bazen hiçbir sonuca varmayan düşüncelerin içinde bile tuhaf bir huzur bulur. Her şeyin kesin ve değişmez olduğu bir dünyada, merakın ve arayışın da anlamı kalmazdı. Oysa belirsizlik, insanın içindeki hareketi canlı tutar; onu hem kendine hem de hayata yeniden yaklaştırır. Cevaplara ulaşamasak bile, sormaya devam etmek bizi tamamlar. Çünkü insan, en çok ararken kendisi olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: