YAZMASAM N'OLUR?
Ömer GÜNGÖR

Ömer GÜNGÖR

YAZMASAM N'OLUR?

17 Şubat 2020 - 09:46

Beni bağrına basan ve benim yaşamıma “can” veren güzel Kaleiçi’yle ilk tanışmam 1973 yılı olmuştu.
Yıllar sonra tekrar buluştuk.
“Bırakma beni n’olur!” diyordu sanki. “Beni ancak sen anlatabilirsin. Yaz çiz ve ne görüyorsan onu anlat. Anlat ki sevenlerim daha çok olsun. Çünkü “seviyorum” diyenler; bir “başlık parası” uğruna beni “satıp” gittiler. Şimdi yanımdan bir “turist” gibi bakıp geçiyorlar.
Ne hale geldiğimi görmemezlikten geliyorlar.
Çatılarım çökmüş, sıvalarım dökülmüş, camlarım kırık. Bahçemdeki ağaçlar susuzluktan kurudular tek tek.”
Ben yaşamak istiyorum.
Çok mu zor bir çatıyı onarmak, sıvalarımı yenilemek.
Bakın sokaklarımda yerli ve yabancı yüzlerce turist geziyor. Beni böyle “yıkık dökük” görmelerinden vallahi utanıyorum.”

Üç kapılar girişinden başlayan Hesapçı Sokak’ta; bir hediyelikçi eşya satan abinin yanında ilk suluboya resimlerimi sergilemiş ve satmıştım.
Ondan önce de Üçkapılar girişinde ve parkta  “portre karikatürler” çiziyordum.
İKİBİN yılından başlayan dostluğumuz; yıl 2020 hâlâ devam ediyor.
Onun beni ve benim de onu çok sevmemden dolayı ayrılamadım Kaleiçi’nden.
Onun derdi benim derdim oldu. Onun sıkıntısını ancak ben anlıyordum.
ÇÖZÜM
O zamanlar teknik ve teknoloji bu kadar hızlı değildi. Yerel gazeteler daha “ofset” bile basmıyorlardı. “Turunç Masa” veya “ABİM” adları bile yoktu.
İşte böyle bir zamanda ilk yerel gazetemiz ANTALYA GAZETESİ sayfalarında bize bir “köşe” verdi.
“Kaleiçi’nde gördüklerini burada yazabilirsiniz” dediler.
Başladım yazmaya senelerce ve fotoğraflar koydum köşemizdeki yazılarımın içine.
Okuyanlar gördü ve inandı.
Çok şükür birçok sıkıntılar giderildi burayı okuyan “yetkililerce”. Ama Kaleiçi çok büyüktü. Biri biterken öteki başlıyordu.
Ben de bir taraftan sanatımı yaparken; bir taraftan “Kaleiçi Notları” yazıyordum.
ANTALYA Gazetesi patronları değişince ben de değiştim.
HÜRSES GAZETESİ  de Antalya’nın en eski ve bir yerel gazetesiydi. Kaleiçi Notları’ma orada devam etmek istedim. Onlarda memnun oldular ve aynı köşe, aynı fikirlerle Kaleiçi’ni her hafta bana verilen köşede yazdım, yazdım ta ki “bugüne” kadar!
BUGÜN N’OLDU?
Hiçbir art niyet olmaksızın; sadece güzel ve temiz bir Antalya ve Kaleiçi görmek istediğimden “sabırla” görünmeyen ve bilinmeyen konuları ısrarla yazdım.
Sanıyorum ki; yazdıklarım ciddi olarak okunuyor ve takip ediliyor!
Ama “dikkate alınıp uygulayanları hemen hemen “hiç” göremedim.
“Havanda su dövmek” deyimi gibi bir şey galiba benim yaptıklarım.
Ya da “denizde boğulan bir kimsenin “imdat” diye el sallamasını; sahilde şezlonglarda oturanların “hello” der gibi el sallamasına benzetiyorum.
“Yanık, yıkık dökük evler var. Çok çirkin bunlar” diyorum; ne yerel ve ne de ulusal idareciler buna bir “çözüm” bulma çabası göstermediler. Sadece oraya sonradan gelip sahiplenen “esnaf” ile muhatap oldular. Hâlbuki Kaleiçi’nin en büyük özelliği; alt ve üst katmanlarındaki tarihi yapılar ile doğal güzellikleri değil mi?
PES ETTİM
İsteyerek değil de istemeyerek Kaleiçi sevdamı kalbime gömüyorum.
Yazmaktan usandım. Yirmi yıldan fazla oldu Kaleiçi’ni anlatmam. Bilmeyenlere göre her şey güzel gelebilir ama farklı sokaklara girenler ve biraz dikkat edenler ne demek istediğimi anlayacaklardır.
Ben “pes” dedim.
Yıllardır Kaleiçi hakkında yazı yazdığımı görmeyen ve bilmeyen “yerel basın Gazeteciler Derneği” de var.
Kaleiçi onlar için sadece bir fuhuş olayı veya tabanca patlayınca haber olmuştur.

Yazık çok yazık! Gelip geçen zamana ve çaresizliklere!
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum