Merhaba,
Geride bıraktığımız Kurban Bayramı’nın ardından size Antalya’da yaşayanların nasıl bayramlar geçirdiklerini anlatmak isterim… Anlatayım ki, bayram tatillerinde nereye gideceğinizi düşünürken bunları hatırlayarak daha sağlıklı kararlar verebilesiniz…
Malum, özellikle dini bayramlarımız hafta ortasına denk geldiğinde hafta sonu ile birleştirilerek uzun tatillere dönüşebiliyor. Dünyanın en yoğun çalışan toplumlarından biri olarak bu dönemler hepimiz için önemli bir nefes alma fırsatı sunuyor. Kimimiz memleketine gidiyor, kimimiz sevdikleriyle vakit geçiriyor, kimimiz ise deniz, kum ve güneşin tadını çıkarmak için sahil şehirlerine yöneliyor. Antalya da bu tercihlerde her zaman ilk sıralarda yer alıyor.
Buraya kadar her şey son derece normal…
Ancak Antalya’da yaşayanların her bayram deneyimlediği bazı gerçekler de var. Bu şehre tatil için gelen bazı ziyaretçiler, burada sürekli yaşayan insanların olduğunu unutabiliyor. Oysa Antalya sadece otellerden, plajlardan ve eğlence mekânlarından ibaret değil. Burası bizim yaşadığımız, çalıştığımız, çocuk büyüttüğümüz, dostlarımızla buluştuğumuz ve günlük hayatımızı sürdürdüğümüz bir şehir.
Siz yılın yorgunluğunu atmak isterken biz de dinlenmek istiyor olabiliriz.
Bu nedenle tatilde olmak; sabahlara kadar yüksek sesle müzik eşliğinde araç kullanmayı, sokaklarda bağırıp çağırmayı ya da çevreyi rahatsız edecek davranışları normal hale getirmiyor. Aynı şekilde aracınızı gelişigüzel park etmek, trafiği aksatmak, kuralları yok saymak veya çöplerinizi çevreye bırakmak da tatilin doğal bir parçası değil.
Elbette Antalya’nın turizmden kazandığı ekonomik değer son derece kıymetli. Bu kentin önemli gelir kaynaklarından biri turizm ve bunun farkındayız. Ancak ekonomik katkının, toplumsal saygının önüne geçmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Çünkü bir şehirden faydalanmanın ilk şartı, o şehre ve o şehirde yaşayan insanlara saygı göstermektir.
Aslında mesele yalnızca Antalya ya da bayram tatilleri değil.
Belki de bugün toplum olarak en çok üzerinde durmamız gereken konu, birbirimize duyduğumuz saygının giderek azalmasıdır. Trafikte, sokakta, toplu taşımada, komşuluk ilişkilerinde ya da kamusal alanlarda sık sık aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Çoğu zaman sadece kendi konforumuzu düşünüyor, çevremizdeki insanların haklarını göz ardı edebiliyoruz.
Oysa bize çocukluğumuzdan itibaren öğretilen değerler farklıydı. Büyüklerimize saygı duymak, küçüklerimizi korumak, ortak yaşam alanlarına özen göstermek ve başkalarının hakkını gözetmek toplum olmanın temel kurallarıydı. Bu değerlerin yeni nesillere aktarılması ise yalnızca okulların ve öğretmenlerin değil, hepimizin sorumluluğunda.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras; iyi bir eğitim kadar güçlü bir karakter, vicdan ve toplumsal sorumluluk bilincidir. Çünkü saygı, sevgi ve empati ailede başlar; toplumda karşılığını bulur.
Bir şehri güzel yapan sadece denizi, otelleri ya da eğlence hayatı değildir. O şehirde yaşayan insanların birbirlerine olan saygısıdır. Bayramlar ise bunun en güzel sınavlarından biridir.
Dilerim ki gelecek bayramlarda hem misafirlerimiz keyifli bir tatil geçirsin hem de bu şehrin sakinleri huzur içinde bayramlarını yaşayabilsin.
Yine görüşmek dileğiyle…
Hoş kalın, sağlıkla kalın…
Yorumlar
Kalan Karakter: